Küçük Bir Tespit
Türkiye’nin ve kadim medeniyetler coğrafyası olan Ortadoğu’nun baş belası bir terör örgütü PKK. Bu bölgenin, ama özellikle Türkiye’nin gelişmesine, yücelmesine -içeride ve dışarıda- karşı olan güçleri PKK’yı istedikleri gibi kullandığını, cümle âlem biliyor.
PKK, yarım asra yakın bir zaman, bizzat yaşayıp gördük ki, dış güçler gizli servisler aracılığıyla Türkiye’nin siyasi hayatını kendilerine göre düzenleme; insan kaynaklarını kurutarak iktisadi ve ticari hayatını sömürüye açık hale getirip yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip olma amacıyla kullandı.
Zaman zaman zaafa uğrasa da, 2015 sonrasında Türkiye’nin kararlı mücadelesi neticesinde terör örgütü, büyük ölçüde hem Türkiye hem de Suriye’de etkisiz hâle getirildi, yani yenildi. Lâkin örgüte can suyu olma girişimleri bitmedi, bitirilemedi.
Sayın Devlet Bahçeli’nin işaretiyle inisiyatifi ele alan TBMM’nin “Terörsüz Türkiye” sürecini başarıyla yürütmesi ve eş zamanlı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye’de başlattığı temizlik harekâtlarının başarısı, terör örgütünün dayandığı mihrakları paniğe sevk etti.
Peki, PKK Suriye’de ne yaptı?
Suriye’nin doğusunun önemli bir bölgesinde Arap, Türkmen ve Kürt halkının menkul ve gayrimenkullerinin gasp edilmesi, Türk kamuoyunda gereği gibi ele alınmadı. Hâlbuki uzun yıllar ülkemiz de aynı tehditle karşı karşıya kalmış ve büyük bedeller ödemişti.
Terör sevici bazı sözde aydınlar ve siyasi Kürtçüler, Suriye’de yaşananları “Kürt katliamı” bahanesiyle istismar ederek PKK ve Öcalan lehine gösteriler düzenlemeye kalkıştı.
Meclis komisyonunun sona yaklaşan raporuna katkı sağlamak amacıyla, Türkiye’de olup biteni hep birlikte yaşadık. Aancak PKK’nın Suriye’de işlediği zulümleri bir kez daha hatırlatma gereği doğmuştur.
PKK/YPG/SDG, 2012 yılı civarında Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanda fiilî kontrol sağlamaya başlamış; 2015 ve sonrasında ise bu bölgelerde sivillerin evlerine, topraklarına ve mülklerine zorla el koyma uygulamaları artmıştır.
Çeşitli uluslararası raporlar, haber kaynakları ve bölgeden aktarılanlara göre:
Siviller zorla göçe tabi tutulmuş, ailelerinden koparılan çocuklar kamplarda “ideolojik eğitim” adı altında beyin yıkamaya maruz bırakılmıştır.
Kız çocukları, nişanlı genç kızlar ve yeni gelinler zorla dağa çıkarılarak istismar edilmiştir.
Bölge halkının evleri yıkılmış, mülkleri gasp edilmiş, bazıları sahiplerine yeniden kiraya verilmiştir.
Ailelerinden koparılan çocuklar farklı ülkelerden getirilen ruh hastası, sapkınlar tarafından eğitilmiş, bu eğitimlerde çocuklara LGBT anlayışı dayatılmıştır.
İslâm, namus, tesettür, nikâh, evlilik, gelenek gibi manevi değerler suç unsuru olarak sayılmış, okullar kapatılmış, “din afyondur” sloganı ile insanlar inkâr ve inançsızlığa sürüklenmiştir.
Kandil kadrosu, Haseke başta olmak üzere, birçok şehirde fırın, hastane, akaryakıt istasyonu, market, petrol kuyuları, evler ve iş yerlerine tehdit ve şantaj yoluyla el koymuştur.
Bazı bölgelerde uzun süre Suriye dışında bulunan kişilerin taşınmazlarına sözde “yasal” gerekçelerle el konulmuş ya da örgüt idaresine devredilmiştir.
Bu uygulamalar, örgütün kontrol ettiği bölgelerde demografik yapıyı değiştirme stratejisinin bir parçası olarak yürütülmüş; ihlaller iç savaş süreci boyunca aşamalı ve parçalı biçimde gerçekleşmiştir.
Sözün Özü.
PKK ve uzantıları olan YPG, PYD ve SDG aynı terör yapılanmasının bileşenleridir. Bunlar; Marksist, eli kanlı, insani ve ahlaki değerlerden mahrum yapılardır. Uluslararası gizli servislerin insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve kara para aklama faaliyetlerinde kullandığı birer taşeronu hâline dönüşmüşlerdir.
Suriye Millî Ordusu’nun ülkenin tamamına hâkim olmasıyla birlikte, söz konusu bölgeler terörden arındırılmış; Araplar, Türkmenler ve özellikle Kürtler hürriyetlerine kavuşarak huzur içinde birlikte yaşama imkânına tekrar kavuşmuştur. Moda deyimle, bölge halkı özgürleştirilmiştir.
Hakkın Teslimi
Bu süreçte en büyük pay; adil, kadir ve kerim Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve yaptığı yardım destek ve insani faaliyetlerle Türk milletinindir.
