İdris DOĞAN
Köşe Yazarı
İdris DOĞAN
 

Savaş, Barış ve Zafer Kardeşler

Bingöl Ilıcalar’da görev yaparken tanıştığımız bir il müdürü arkadaşımızın Savaş ve Barış adında iki evladı vardı. Kendisine zaman zaman: “— Savaş ve Barış’a bir de Zafer gerekir.” diye takılırdım. Zira zafer yoksa savaş da barış da boşa emektir. Gün geldi, Allah o aileye Zafer’i de lütfetti. Bir çocuğa güzel bir isim vermek, onun şahsiyet ve karakter yapısına konulan ilk harçtır. Söz ustası olan annem, bir insanın hayır ya da şer adına giriştiği işlerde ismin önemine dikkat çeker ve sık sık şöyle derdi: “Sen ismini ver, Rabbim sıfatını, boyasını vurur.” Milletimiz, çocuğa şerefle çağrılacağı bir isim vermeyi ebeveynin temel görevlerinden ilki sayar. Sizler de fark etmişsinizdir; çocuklar çoğu zaman aldıkları ismi benimser, önemser ve özümser. Adı neyse, çocuk bir yönüyle ona benzemeye başlar. Bu yazının konusu elbette yalnızca çocuklara verilecek ismin önem ve değeri değildir. Biz, hayatın içine yer etmiş birbirinden ayrılmaz üç kavrama; Savaş, Barış ve Zafer’e dönelim. Önce Savaş… Savaş tarihinin birinci sayfasında, Habil ve Kabil kardeşlerin kanla yazılan kıssası vardır. Kıskançlığın sebep olduğu bu ilk savaşın geride bıraktığı şey; kan, gözyaşı ve pişmanlıktır. Üstünlük duygusu ve haset, insanlığın kaderidir artık. Bir şeyin ilki varsa, devamı da gelir. Nitekim öyle de olmuştur. Zamanla kendi inanç ve çıkarlarını başkalarına zorla kabul ettirmek isteyenler, savaşı bir araç olarak kullanmış; onu sıradanlaştırarak hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmişlerdir. Kadim medeniyet anlayışımızda savaş, arzu edilen bir durum değildir elbette. Ancak adı ve gerekçesi ne olursa olsun; haksız, insafsız ve ahlâksız saldırılarla insanların canına, malına, değerlerine ve kutsallarına yönelenlere karşı koymak kaçınılmaz bir gerekliliktir. Düşmanın tatlı diline, altınına, gümüşüne ve ipeğine aldanmadan; fakat haddi de aşmadan… Yalnızca kendi ülkemizde değil, yeryüzünde haksızlık yapan ve bozgunculuk çıkaranlara karşı da uyanık olmak gerekir. Onların silahlarından daha üstün bir donanıma, daha güçlü bir hazırlığa ve hepsinden önemlisi sağlam bir cesarete sahip olmak zorunludur. Hakkın tesisi ve adaletin tecellisi uğrunda verilen mücadele, milletler için aziz ve meşru bir duruş, kurtuluşun ve yücelişin yegâne vesilesidir. Düşman zor kullanmadıkça, inanç ve değerlerimiz baskı altına alınmadıkça, ülkemizin ve milletimizin istikbali tehlikeye girmedikçe savaş bir seçenek değildir. Toprak genişletmek, ekonomik çıkar sağlamak, ülkeleri talan ya da nesilleri yok etmek için çıkarılan savaş zorbalıktır, insanlık için bir büyük zulümdür. Hastalıklı akıl ve ruh sahipleri hariç, hiç kimse toplumlar arası anlaşmazlıklarda savaşı bir araç olarak kullanamaz. Ne var ki, din ve vicdan hürriyetini korumak, zulmü ve tecavüzü sona erdirmek, adaleti tesis etmek için savaş kaçınılmaz hâle gelirse, savaş bir zaruret, hatta mecburiyet halini alır. Böyle bir savaş, hukuk ve ahlâk çerçevesinde, saldırıya karşı meşru bir duruştur. Kimsenin arzu etmediği savaşların büyük acılara yol açmaması için barış, ancak sabır, özveri ve fedakârlıkla tesis edilir. Uğrunda ağır bedeller ödenen ülkü ve hedefler ise zaferle taçlanır. Zafersiz savaş da barış da milletler için ancak mihnet, eziyet ve felakettir. Bu acı gerçeğin failleri ve sebepleri ise başlı başına ayrı bir yazının konusudur. Şimdilik burada noktalayalım. Barış ile devam edeceğiz.
Ekleme Tarihi: 02 Ocak 2026 -Cuma
İdris DOĞAN

Savaş, Barış ve Zafer Kardeşler

Bingöl Ilıcalar’da görev yaparken tanıştığımız bir il müdürü arkadaşımızın Savaş ve Barış adında iki evladı vardı. Kendisine zaman zaman:
“— Savaş ve Barış’a bir de Zafer gerekir.” diye takılırdım. Zira zafer yoksa savaş da barış da boşa emektir. Gün geldi, Allah o aileye Zafer’i de lütfetti.

Bir çocuğa güzel bir isim vermek, onun şahsiyet ve karakter yapısına konulan ilk harçtır. Söz ustası olan annem, bir insanın hayır ya da şer adına giriştiği işlerde ismin önemine dikkat çeker ve sık sık şöyle derdi:
Sen ismini ver, Rabbim sıfatını, boyasını vurur.

Milletimiz, çocuğa şerefle çağrılacağı bir isim vermeyi ebeveynin temel görevlerinden ilki sayar. Sizler de fark etmişsinizdir; çocuklar çoğu zaman aldıkları ismi benimser, önemser ve özümser. Adı neyse, çocuk bir yönüyle ona benzemeye başlar.

Bu yazının konusu elbette yalnızca çocuklara verilecek ismin önem ve değeri değildir. Biz, hayatın içine yer etmiş birbirinden ayrılmaz üç kavrama; Savaş, Barış ve Zafer’e dönelim.

Önce Savaş…

Savaş tarihinin birinci sayfasında, Habil ve Kabil kardeşlerin kanla yazılan kıssası vardır. Kıskançlığın sebep olduğu bu ilk savaşın geride bıraktığı şey; kan, gözyaşı ve pişmanlıktır. Üstünlük duygusu ve haset, insanlığın kaderidir artık.

Bir şeyin ilki varsa, devamı da gelir. Nitekim öyle de olmuştur. Zamanla kendi inanç ve çıkarlarını başkalarına zorla kabul ettirmek isteyenler, savaşı bir araç olarak kullanmış; onu sıradanlaştırarak hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmişlerdir.

Kadim medeniyet anlayışımızda savaş, arzu edilen bir durum değildir elbette. Ancak adı ve gerekçesi ne olursa olsun; haksız, insafsız ve ahlâksız saldırılarla insanların canına, malına, değerlerine ve kutsallarına yönelenlere karşı koymak kaçınılmaz bir gerekliliktir. Düşmanın tatlı diline, altınına, gümüşüne ve ipeğine aldanmadan; fakat haddi de aşmadan…

Yalnızca kendi ülkemizde değil, yeryüzünde haksızlık yapan ve bozgunculuk çıkaranlara karşı da uyanık olmak gerekir. Onların silahlarından daha üstün bir donanıma, daha güçlü bir hazırlığa ve hepsinden önemlisi sağlam bir cesarete sahip olmak zorunludur. Hakkın tesisi ve adaletin tecellisi uğrunda verilen mücadele, milletler için aziz ve meşru bir duruş, kurtuluşun ve yücelişin yegâne vesilesidir.

Düşman zor kullanmadıkça, inanç ve değerlerimiz baskı altına alınmadıkça, ülkemizin ve milletimizin istikbali tehlikeye girmedikçe savaş bir seçenek değildir. Toprak genişletmek, ekonomik çıkar sağlamak, ülkeleri talan ya da nesilleri yok etmek için çıkarılan savaş zorbalıktır, insanlık için bir büyük zulümdür.

Hastalıklı akıl ve ruh sahipleri hariç, hiç kimse toplumlar arası anlaşmazlıklarda savaşı bir araç olarak kullanamaz. Ne var ki, din ve vicdan hürriyetini korumak, zulmü ve tecavüzü sona erdirmek, adaleti tesis etmek için savaş kaçınılmaz hâle gelirse, savaş bir zaruret, hatta mecburiyet halini alır. Böyle bir savaş, hukuk ve ahlâk çerçevesinde, saldırıya karşı meşru bir duruştur.

Kimsenin arzu etmediği savaşların büyük acılara yol açmaması için barış, ancak sabır, özveri ve fedakârlıkla tesis edilir. Uğrunda ağır bedeller ödenen ülkü ve hedefler ise zaferle taçlanır. Zafersiz savaş da barış da milletler için ancak mihnet, eziyet ve felakettir.

Bu acı gerçeğin failleri ve sebepleri ise başlı başına ayrı bir yazının konusudur.
Şimdilik burada noktalayalım. Barış ile devam edeceğiz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
aohbet islami sohbetler omegla türk sohbet cinsel sohbet dini chat polyester çember juul iqos iluma
marsbahis Marsbahis Giriş marsbahis