Bir milletin kaderi, bazen tarihin en karanlık dönemlerinde gösterdiği iradeyle değişir. Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi de böyle bir iradenin eseridir. İşgallerin, yoksulluğun ve savaşın gölgesinde geleceği belirsizliğe sürüklenen bir millet, esareti kabullenmek yerine kendi kaderini tayin etmeyi seçmiştir. 29 Ekim 1923, işte bu mücadelenin Cumhuriyet'le taçlandığı, Türk milletinin egemenliğinin yeni devletin yönetim biçiminde karşılık bulduğu tarihî gündür. Bugün Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken yalnızca bir devletin yönetim biçimini değil; uğruna can verilmiş bir bağımsızlık mücadelesini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurucu iradesini ve Türk milletinin geleceğine sahip çıkma kararlılığını anıyoruz.
Cumhuriyet'in kuruluşunu anlamak için 29 Ekim 1923'ün öncesine bakmak gerekir. Anadolu'nun işgal edildiği, imkânların son derece sınırlı olduğu ve milletin geleceğinin büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kaldığı yıllarda, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde başlayan Millî Mücadele, bağımsızlık düşüncesini siyasi ve askerî bir direnişe dönüştürmüştür.
Sakarya'da, Dumlupınar'da ve Millî Mücadele'nin farklı cephelerinde verilen mücadele, yalnızca toprakların savunulması için değildi. Aynı zamanda bir milletin bağımsız yaşama hakkını koruma iradesiydi. Cephede savaşan askerlerin, cephe gerisinde fedakârlık gösteren kadınların, yokluk içinde ordusuna destek veren Anadolu insanının ortak emeği, Cumhuriyet'e uzanan yolun temelini oluşturdu.
Bu nedenle 29 Ekim, yalnızca takvimlerde kırmızıyla işaretlenmiş bir bayram değildir. Her karışında fedakârlığın, her aşamasında mücadelenin bulunduğu bir tarihsel dönüm noktasıdır.
Bugün özgürce dalgalanan ay yıldızlı bayrağımıza baktığımızda, onun temsil ettiği bağımsızlığın hangi şartlarda korunduğunu unutmamak gerekir.
Millî Mücadele yıllarında cepheye giden her asker, geride bir aile, bir hayat ve gerçekleşmesini beklediği hayaller bıraktı. Kimi evine dönemedi, kimi savaşın izlerini ömrü boyunca taşıdı. Anadolu'nun farklı şehirlerinden aynı mücadeleye katılan insanlar, ortak bir gelecek için büyük fedakârlıklar gösterdi.
Şehitlerimizin aziz hatırası, Cumhuriyet'in kuruluş tarihinden ayrı düşünülemez. Gazilerimizin mücadelesi de bağımsızlığımızın hangi bedellerle korunduğunun unutulmaması gereken bir parçasıdır.
Bugün 103. yılını kutladığımız Cumhuriyet, bu fedakârlıkların ardından kuruldu.
Elbette tarihsel olayları yalnızca duygularla değerlendirmek yeterli değildir. Cumhuriyet'in kuruluşu, siyasi kurumların dönüşümünü, egemenlik anlayışındaki değişimi ve modern Türkiye'nin inşasını da kapsayan kapsamlı bir süreçtir. Ancak bu sürecin arkasındaki insan hikâyelerini görmezden gelen bir tarih anlatısı da eksik kalacaktır.
Çünkü Cumhuriyet'in kuruluşunda yalnızca siyasi kararlar değil, bir milletin ortak mücadelesi vardır.
Bugün Cumhuriyet Bayramı'nı kutlarken başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anmak, bu tarihsel hafızanın yaşatılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Onların fedakârlığı, gelecek kuşaklara yalnızca bağımsız bir vatan değil, korunması gereken büyük bir sorumluluk bırakmıştır.
ATATÜRK'ÜN KURDUĞU CUMHURİYET, MİLLÎ EGEMENLİĞİN ESERİDİR
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün tarihsel liderliği, yalnızca askerî başarılarıyla açıklanamaz. Millî Mücadele'yi siyasi bir bağımsızlık hareketiyle bütünleştirmesi ve yeni devletin egemenlik anlayışının şekillenmesindeki belirleyici rolü, Cumhuriyet'in kuruluş sürecinin temel unsurları arasındadır.
23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması, millî egemenlik ilkesinin kurumsallaşması bakımından tarihî bir adımdı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan edilmesi ise bu siyasal dönüşümün yönetim biçimi bakımından açıkça ortaya konulmasını sağladı.
Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Atatürk'ün Cumhuriyet anlayışını değerlendirirken millî egemenlik, bağımsızlık ve çağdaşlaşma düşüncelerini birlikte ele almak gerekir. Çünkü Cumhuriyet'in kuruluşu, yalnızca devletin yönetim biçiminin değişmesiyle sınırlı kalmamış; eğitimden hukuka, toplumsal hayattan devlet kurumlarına kadar uzanan dönüşümlerin de temelini oluşturmuştur.
Bugün Atatürk'ün adını anarken onun tarihsel rolünü yalnızca belirli törenlerin veya sembollerin sınırlarına hapsetmemek gerekir.
Atatürk'ün kurucu liderliğini anlamak, Millî Mücadele'nin hangi şartlarda yürütüldüğünü, Cumhuriyet'in neden ilan edildiğini ve millî egemenliğin neden yeni devletin temel ilkelerinden biri hâline geldiğini bilmeyi gerektirir.
Bu nedenle Cumhuriyet'in 103. yılında Atatürk'ün mirasına duyulan saygının en anlamlı karşılıklarından biri, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesini doğru öğrenmek ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Türk milletinin tarihsel hafızasında bağımsızlık düşüncesinin önemli bir yeri vardır. Farklı dönemlerde değişen siyasi koşullara rağmen dil, kültür, ortak geçmiş ve aidiyet duygusu, millî kimliğin şekillenmesinde etkili olmuştur.
Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte millî egemenlik ilkesi, yeni devletin siyasi meşruiyetinin temelini oluşturmuştur.
Türk milliyetçiliği de tarihsel gelişimi içerisinde farklı düşünsel yaklaşımlarla ele alınmış; millet, kültür, dil, bağımsızlık ve ortak gelecek düşünceleri etrafında şekillenmiştir.
Bugün Türklükten ve milliyetçilikten söz ederken bu kavramların tarihsel anlamını göz ardı etmemek gerekir.
Millî kimliğe sahip çıkmak, yalnızca geçmişle gurur duymak değildir. Türkçenin korunmasını, kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasını, ülkenin bilimsel ve ekonomik gelişiminin önemsenmesini ve ortak geleceğe karşı sorumluluk duyulmasını da kapsar.
Milliyetçiliğin kişisel çıkarlarla ilişkilendirilmesi ise bu düşünsel mirasın anlamını daraltır. Millî değerleri yalnızca belirli zamanlarda hatırlamak veya bu değerleri kişisel üstünlük göstergesine dönüştürmek, onların tarihsel ve toplumsal önemini açıklamak için yeterli değildir.
Aynı şekilde Türk kimliğini veya Cumhuriyet'in tarihsel kazanımlarını küçümseyen yaklaşımlar da eleştirel düşünceyle aynı şey değildir. Eleştirel düşünce bilgiye, araştırmaya ve tarihsel bağlama dayanır. Bir milletin geçmişini anlamadan onun değerleri hakkında kesin hükümler vermek, sağlıklı bir tarih değerlendirmesi oluşturmaz.
Burada önemli olan, millî aidiyeti bir üstünlük yarışına dönüştürmeden tarihsel ve kültürel bir sorumluluk olarak değerlendirebilmektir.
Çünkü millî kimliğin gücü, yalnızca ne kadar sık dile getirildiğiyle değil, toplumun ortak geleceğine ne ölçüde katkı sağladığıyla da ilgilidir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun 103. yılını geride bırakırken değişen dünyanın yeni meseleleriyle karşı karşıyadır.
Bilimsel gelişmeler, teknolojik dönüşüm, eğitim, ekonomik üretim ve kültürel değişim, ülkelerin geleceğini şekillendiren önemli unsurlar arasında yer almaktadır.
Cumhuriyet'in kuruluşunda belirleyici olan bağımsızlık ve millî egemenlik düşüncelerini günümüz koşullarında değerlendirmek, yalnızca geçmişi hatırlamakla sınırlı kalmamalıdır.
Bir ülkenin geleceğini güçlü biçimde inşa edebilmesi için eğitimli kuşaklara, bilimsel üretime, nitelikli kurumlara ve toplumsal dayanışmaya ihtiyaç vardır.
Bu bakımdan Cumhuriyet'in değerlerini yaşatmak, yalnızca bayram törenlerine katılmak veya tarihsel başarıları anmak değildir. Cumhuriyet'in gelecek kuşaklara daha güçlü kurumlarla, gelişmiş bir eğitim anlayışıyla ve ortak aidiyet bilinciyle aktarılması için çaba göstermektir.
Türk milletinin geçmişte gösterdiği fedakârlıklar, bugünün kuşaklarına tarihsel bir miras bırakmıştır. Bu mirasın korunması ise yalnızca duygusal bağlılıkla değil, bilgiyle, emekle ve sorumlulukla mümkün olacaktır.
29 Ekim'in taşıdığı anlam da burada ortaya çıkar.
Cumhuriyet, bir milletin bağımsızlık mücadelesinin ardından ortaya çıkan tarihsel bir kazanımdır. Onun geleceği ise bugünün ve yarının kuşaklarının Cumhuriyet'i nasıl anladığına, kurumlarına nasıl sahip çıktığına ve ortak yaşamı nasıl geliştirdiğine bağlıdır.
Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurucu liderliğini, Millî Mücadele kahramanlarının fedakârlıklarını ve şehitlerimizin aziz hatırasını anarken bu sorumluluğu da unutmamak gerekir.
SON SÖZ SUDE'DEN:
Cumhuriyet, 29 Ekim geldiğinde hatırlanacak sıradan bir tarih değildir. Onun ardında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliği, Türk milletinin bağımsızlık iradesi, cephelerde verilen mücadele ve bu vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin hatırası vardır. Türklüğü, milliyetçiliği ve Cumhuriyet'i küçümsemek kimseye tarih karşısında ayrıcalık kazandırmadığı gibi, bu değerleri kişisel çıkarların arkasına yerleştirmek de onları gerçekten sahiplenmek anlamına gelmez. Millî değerlerin kıymeti, gösterişli sözlerle değil, tarihsel anlamlarının bilinmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasıyla korunur.
Bugün Cumhuriyet'in 103. yılını kutlarken unutulmaması gereken şudur: Bu vatanın bağımsızlığı için bedel ödeyenlerin hatırası, hiçbir kişisel hesabın gölgesinde kalmayacak kadar büyüktür. Cumhuriyet'in değerini anlamak için önce onun hangi fedakârlıklarla kurulduğunu bilmek gerekir. Çünkü tarih, mirasın büyüklüğünü değil, o mirasa karşı gösterilen sorumluluğu da kaydeder.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, istiklalimiz ve istikbalimiz uğruna canlarını feda eden bütün aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla; kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum.
