Sude FİLİZ
Köşe Yazarı
Sude FİLİZ
 

DÜŞÜNMEYEN KALABALIKLARIN YENİ FANATİZMİ

Bir ülkenin düşünsel çöküşü bazen ekonomiden önce başlar. İnsanların sorgulamayı bırakıp taraf olmaya başladığı yerde… Doğruyu değil, kendi mahallesini savunduğu yerde… Ve en tehlikelisi; yanlışın bile alkışlandığı yerde… Bugün siyasetin geldiği en tehlikeli noktalardan biri tam olarak budur: Siyasi partilerin fikir hareketi olmaktan çıkıp futbol kulübüne dönüşmesi. Artık birçok insan için siyaset; ülkenin geleceğini tartışma alanı değil, karşı tarafı yenme oyunu hâline geldi. Bir partiye oy vermekle o partinin militanı olmak arasındaki çizgi silindi. İnsanlar destekledikleri siyasi yapıları sorgulamıyor, kutsallaştırıyor. Yanlış yapıyor ama “bizimkiler.” Yolsuzluk oluyor ama “ötekiler daha kötü.” Tutarsızlık var ama “olsun yine de bizim taraf.” İşte çürüme tam olarak burada başlıyor. Çünkü demokrasi; fanatiklerin değil, düşünebilen insanların rejimidir. Bugün toplumda çok tehlikeli bir anlayış büyüyor: “Kendi tarafın yanlış yapsa bile savun.” Bu anlayış artık öyle bir noktaya geldi ki insanlar gerçeği değil, aidiyetini koruyor. Haklı olanı değil, kendinden olanı savunuyor. Oysa siyaset; biat değil muhakeme işidir. Bir siyasi partiyi desteklemek demokratik haktır. Ama o partiyi sorgulanamaz görmek, her yaptığını doğru kabul etmek ve eleştireni düşman ilan etmek; demokratik bilinç değil siyasal fanatizmdir. Ve fanatizm, yalnızca stadyumlarda tehlikeli değildir. Çünkü taraftar aklı düşünmez. Taraftar aklı yalnızca savunur. Bugün birçok insan siyasi liderleri devlet adamı gibi değil, adeta kutsal figür gibi görüyor. Eleştiriyi fikir olarak değil saldırı olarak algılıyor. Böyle olunca toplumlarda siyasal bilinç değil, kabile psikolojisi oluşuyor. Gustave Le Bon’un dediği gibi: “Kalabalıklar düşünmez, etkilenir.” Bugün sosyal medya çağında bunun en ağır sonuçlarını yaşıyoruz. İnsanlar araştırmıyor; slogan ezberliyor. Okumuyor; paylaşım kopyalıyor. Düşünmüyor; bağlı olduğu kitlenin öfkesini tekrar ediyor. Ve ne acıdır ki artık birçok insanın siyasi görüşü kendi düşüncesi değil, içinde bulunduğu grubun yankısından ibaret. Demokrasilerde asıl makbul vatandaş; alkışlayan değil, gerektiğinde hesap sorabilendir. Çünkü siyasetçinin görevi halkı memnun etmek değil, halka karşı sorumlu olmaktır. Fakat bugün insanlar destekledikleri partileri öyle bir sahipleniyor ki; yanlış ortaya çıktığında bile gerçeklerle değil reflekslerle hareket ediyorlar. Eğer aynı hata karşı tarafta olsa günlerce eleştirilecek meseleler, kendi tarafı yaptığında “ama”, “fakat”, “aslında” cümleleriyle aklanmaya çalışılıyor. İşte ilkesizlik tam olarak budur. Çünkü ilke; kişiye göre değişmez. Bir yanlış, kimin yaptığına göre değişiyorsa orada ahlak değil çıkar vardır. Ve toplumların en büyük çöküşü de tam burada başlar: İnsanlar adaleti değil tarafını savunmaya başladığında… “Eğri Eğri, Doğru Doğru” Diyemeyen Toplumlar Çürür.  Bir toplumun gelişmişliği; kendi tarafının yanlışına ne kadar karşı çıkabildiğiyle ölçülür. Eğer insanlar yalnızca rakibinin hatasını görebiliyorsa, orada adalet değil husumet vardır. Bugün birçok insan “eğri eğri, doğru doğru” diyemiyor. Çünkü hakikatten çok aidiyetini kaybetmekten korkuyor. Oysa gerçek siyasal bilinç; gerektiğinde kendi mahallesine de itiraz edebilmektir. John Stuart Mill’in özgürlük anlayışında da vurguladığı gibi; fikirlerin değeri, sorgulanabilmelerinden gelir. Sorgulanamayan düşünce, zamanla dogmaya dönüşür. Ve dogmalar düşünce üretmez. Yalnızca itaati büyütür. Siyaset Maç Değil, Memleket Meselesidir. Bugün insanlar seçimleri adeta derbi maçı gibi izliyor. Kazanmayı ülkenin iyiliğinden daha önemli gören büyük bir kitle oluştu. Oysa siyaset bir skor tabelası değildir. Çünkü seçim kazanan tarafın kupayı kaldırdığı bir oyun değil; milyonlarca insanın geleceğini belirleyen ciddi bir kamusal süreçtir. Fakat ne yazık ki bugün birçok insan için önemli olan ülkenin iyi yönetilmesi değil, karşı tarafın kaybetmesidir. İşte bu yüzden siyaset kalitesizleşiyor. Çünkü sorgulamayan seçmen, kötü siyasetçinin en büyük konfor alanıdır. Son Söz Sude’den: Bir siyasi partiyi desteklemek değil, onu kutsallaştırmak tehlikelidir. Çünkü kör bağlılık düşünceyi öldürür. Düşünmeyen toplumlar ise zamanla yalnızca slogan üreten kalabalıklara dönüşür. Bugün siyasetin en büyük problemi karşı taraf değil; kendi tarafının yanlışını bile savunacak kadar fanatikleşmiş insanlardır. Çünkü demokrasi taraftarlık değil, karakter meselesidir. Tarih boyunca toplumları yalnızca kötü yöneticiler değil, onları sorgulamadan savunan kitleler de çökertmiştir. Çünkü yanlışın güç kazanmasının en büyük sebebi, doğru insanların susması değil; yanlışın kendi tarafı tarafından alkışlanmasıdır. Ve unutulmamalıdır: Bir toplumda insanlar partilerini ülkelerinden daha fazla savunmaya başladıysa, orada siyaset artık fikir işi olmaktan çıkmış demektir. Kaynakça * Gustave Le Bon, Kitleler Psikolojisi, Hayat Yayınları. * John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine, İş Bankası Kültür Yayınları. * Hannah Arendt, İnsanlık Durumu, İletişim Yayınları. * Aristoteles, Politika, Remzi Kitabevi. * Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi, Doğu Batı Yayınları. * Max Weber, Politika ve Meslek, İletişim Yayınları. * Ahmet Taner Kışlalı, Siyaset Bilimi, İmge Kitabevi.
Ekleme Tarihi: 13 Mayıs 2026 -Çarşamba
Sude FİLİZ

DÜŞÜNMEYEN KALABALIKLARIN YENİ FANATİZMİ

Bir ülkenin düşünsel çöküşü bazen ekonomiden önce başlar. İnsanların sorgulamayı bırakıp taraf olmaya başladığı yerde… Doğruyu değil, kendi mahallesini savunduğu yerde… Ve en tehlikelisi; yanlışın bile alkışlandığı yerde…

Bugün siyasetin geldiği en tehlikeli noktalardan biri tam olarak budur: Siyasi partilerin fikir hareketi olmaktan çıkıp futbol kulübüne dönüşmesi. Artık birçok insan için siyaset; ülkenin geleceğini tartışma alanı değil, karşı tarafı yenme oyunu hâline geldi. Bir partiye oy vermekle o partinin militanı olmak arasındaki çizgi silindi. İnsanlar destekledikleri siyasi yapıları sorgulamıyor, kutsallaştırıyor. Yanlış yapıyor ama “bizimkiler.” Yolsuzluk oluyor ama “ötekiler daha kötü.” Tutarsızlık var ama “olsun yine de bizim taraf.”

İşte çürüme tam olarak burada başlıyor. Çünkü demokrasi; fanatiklerin değil, düşünebilen insanların rejimidir.

Bugün toplumda çok tehlikeli bir anlayış büyüyor: “Kendi tarafın yanlış yapsa bile savun.” Bu anlayış artık öyle bir noktaya geldi ki insanlar gerçeği değil, aidiyetini koruyor. Haklı olanı değil, kendinden olanı savunuyor. Oysa siyaset; biat değil muhakeme işidir. Bir siyasi partiyi desteklemek demokratik haktır. Ama o partiyi sorgulanamaz görmek, her yaptığını doğru kabul etmek ve eleştireni düşman ilan etmek; demokratik bilinç değil siyasal fanatizmdir. Ve fanatizm, yalnızca stadyumlarda tehlikeli değildir. Çünkü taraftar aklı düşünmez. Taraftar aklı yalnızca savunur. Bugün birçok insan siyasi liderleri devlet adamı gibi değil, adeta kutsal figür gibi görüyor. Eleştiriyi fikir olarak değil saldırı olarak algılıyor. Böyle olunca toplumlarda siyasal bilinç değil, kabile psikolojisi oluşuyor.

Gustave Le Bon’un dediği gibi:

“Kalabalıklar düşünmez, etkilenir.” Bugün sosyal medya çağında bunun en ağır sonuçlarını yaşıyoruz. İnsanlar araştırmıyor; slogan ezberliyor. Okumuyor; paylaşım kopyalıyor. Düşünmüyor; bağlı olduğu kitlenin öfkesini tekrar ediyor. Ve ne acıdır ki artık birçok insanın siyasi görüşü kendi düşüncesi değil, içinde bulunduğu grubun yankısından ibaret.

Demokrasilerde asıl makbul vatandaş; alkışlayan değil, gerektiğinde hesap sorabilendir. Çünkü siyasetçinin görevi halkı memnun etmek değil, halka karşı sorumlu olmaktır. Fakat bugün insanlar destekledikleri partileri öyle bir sahipleniyor ki; yanlış ortaya çıktığında bile gerçeklerle değil reflekslerle hareket ediyorlar. Eğer aynı hata karşı tarafta olsa günlerce eleştirilecek meseleler, kendi tarafı yaptığında “ama”, “fakat”, “aslında” cümleleriyle aklanmaya çalışılıyor. İşte ilkesizlik tam olarak budur. Çünkü ilke; kişiye göre değişmez. Bir yanlış, kimin yaptığına göre değişiyorsa orada ahlak değil çıkar vardır. Ve toplumların en büyük çöküşü de tam burada başlar: İnsanlar adaleti değil tarafını savunmaya başladığında…

“Eğri Eğri, Doğru Doğru” Diyemeyen Toplumlar Çürür.  Bir toplumun gelişmişliği; kendi tarafının yanlışına ne kadar karşı çıkabildiğiyle ölçülür. Eğer insanlar yalnızca rakibinin hatasını görebiliyorsa, orada adalet değil husumet vardır. Bugün birçok insan “eğri eğri, doğru doğru” diyemiyor. Çünkü hakikatten çok aidiyetini kaybetmekten korkuyor. Oysa gerçek siyasal bilinç; gerektiğinde kendi mahallesine de itiraz edebilmektir. John Stuart Mill’in özgürlük anlayışında da vurguladığı gibi; fikirlerin değeri, sorgulanabilmelerinden gelir. Sorgulanamayan düşünce, zamanla dogmaya dönüşür. Ve dogmalar düşünce üretmez. Yalnızca itaati büyütür.

Siyaset Maç Değil, Memleket Meselesidir. Bugün insanlar seçimleri adeta derbi maçı gibi izliyor. Kazanmayı ülkenin iyiliğinden daha önemli gören büyük bir kitle oluştu. Oysa siyaset bir skor tabelası değildir. Çünkü seçim kazanan tarafın kupayı kaldırdığı bir oyun değil; milyonlarca insanın geleceğini belirleyen ciddi bir kamusal süreçtir. Fakat ne yazık ki bugün birçok insan için önemli olan ülkenin iyi yönetilmesi değil, karşı tarafın kaybetmesidir. İşte bu yüzden siyaset kalitesizleşiyor. Çünkü sorgulamayan seçmen, kötü siyasetçinin en büyük konfor alanıdır.

Son Söz Sude’den:

Bir siyasi partiyi desteklemek değil, onu kutsallaştırmak tehlikelidir. Çünkü kör bağlılık düşünceyi öldürür. Düşünmeyen toplumlar ise zamanla yalnızca slogan üreten kalabalıklara dönüşür. Bugün siyasetin en büyük problemi karşı taraf değil; kendi tarafının yanlışını bile savunacak kadar fanatikleşmiş insanlardır. Çünkü demokrasi taraftarlık değil, karakter meselesidir. Tarih boyunca toplumları yalnızca kötü yöneticiler değil, onları sorgulamadan savunan kitleler de çökertmiştir. Çünkü yanlışın güç kazanmasının en büyük sebebi, doğru insanların susması değil; yanlışın kendi tarafı tarafından alkışlanmasıdır. Ve unutulmamalıdır:

Bir toplumda insanlar partilerini ülkelerinden daha fazla savunmaya başladıysa, orada siyaset artık fikir işi olmaktan çıkmış demektir.

Kaynakça

* Gustave Le Bon, Kitleler Psikolojisi, Hayat Yayınları.

* John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine, İş Bankası Kültür Yayınları.

* Hannah Arendt, İnsanlık Durumu, İletişim Yayınları.

* Aristoteles, Politika, Remzi Kitabevi.

* Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi, Doğu Batı Yayınları.

* Max Weber, Politika ve Meslek, İletişim Yayınları.

* Ahmet Taner Kışlalı, Siyaset Bilimi, İmge Kitabevi.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.