Kar yağıyor.
Ne gürültü var ne acele. Gökyüzünden düşen her tanede bir sabır gizli. Dünya, bir anlığına dilini tutuyor. İnsan da tutsa ya…
Kar beyazdır. Beyaz, kir tutmaz derler. Ama biliriz ki beyaz, kiri gizlemez; onu fark ettirir. İnsan da böyledir. Kalbi temiz olan, hatasını inkâr etmez. Kar yağınca anlıyorum: Hakikat örtülmez, sessizlikte görünür olur.
Yunus der ya, “Bir ben vardır bende, benden içeri.”
İşte kar yağarken o “ben” konuşur. Dışarıdaki soğuk, içimizdeki ateşi uyandırır. Nefis susar, gönül söze başlar. Çok bilen değil, çok seven anlaşılır bu havada.
Kar toprağa düşer, erir, yok olur.
Ama yokluk sanılan şey teslimiyettir. Kar “ben” demez. Sadece düşer ve vazifesini tamamlar. İnsan da öyle olsa… Görünmek için değil, Hakk’a karışmak için yaşasa.
Bu beyazlıkta yürüyorum. Ayak izlerim var ama kalıcı değil. Bir rüzgâr geliyor, hepsini siliyor. İçimden bir ses diyor ki:
“Bu yol iz bırakma yolu değil, izden kurtulma yolu.”
Kar yağıyor…
Zaman, beyaza duruyor.
Belki de bize şunu öğretmek için:
Az konuş.
Çok dinle.
Ve kalbini Rabbine bırak.
