Deprem, insanın doğa karşısındaki güçsüzlüğünü hatırlatan en sarsıcı gerçeklerden biridir. Birkaç saniye içinde hayatımızın bütün düzenini değiştirebilir; evlerimizi, sokaklarımızı, alışkanlıklarımızı ve en önemlisi sevdiklerimize dair güven duygumuzu derinden etkileyebilir. Ancak deprem yalnızca yerin sallanması değildir. Deprem; hazırlıksızlığımızı, ihmallerimizi, yapı anlayışımızı ve toplum olarak dayanışma gücümüzü ortaya çıkaran büyük bir sınavdır.
Türkiye, dünyanın önemli deprem kuşaklarından birinin üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle deprem hayatımızdan uzak, yalnızca belirli bölgelerin sorunu olarak görülmemelidir. Nerede yaşarsak yaşayalım, deprem gerçeğini bilmek, ona hazırlanmak ve doğru davranış biçimlerini öğrenmek zorundayız.
Deprem öldürmez, hazırlıksızlık öldürür
Deprem konusunda yıllardır duyduğumuz en önemli cümlelerden biri şudur:
“Deprem değil, dayanıksız yapı öldürür.”
Bu cümle, sorumluluğumuzu bütünüyle açıklamaktadır. Doğal afetleri engellemek her zaman mümkün değildir; fakat afetlerin yol açacağı kayıpları azaltmak mümkündür.
Sağlam yapılaşma, bilimsel mühendislik hizmetleri, doğru zemin planlaması, yapı denetimi, zemin araştırmaları ve mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi deprem güvenliğinin temel unsurlarıdır.
Bir binanın yalnızca dış görünüşünün güzel olması onun güvenli olduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, o binanın hangi zemine, hangi malzeme ve hangi standartlara göre yapıldığıdır.
Bu nedenle deprem hazırlığı yalnızca vatandaşın sorumluluğu değildir. Merkezi ve yerel yönetimler, yapı denetim kuruluşları, mühendislerden müteahhitlere, eğitim kurumlarından bireylere kadar herkesin üzerine düşen bir görev vardır.
Bir canı değil, bir bilinci hazırlamalıyız.
Deprem denildiğinde çoğumuzun aklına hemen afet çantası gelir. Elbette afet çantası önemlidir. Fakat deprem hazırlığını yalnızca bir çanta hazırlamaktan ibaret görmek yeterli değildir.
Ailemizin deprem anında nerede buluşacağını bilmesi, evimizdeki ağır eşyaların sabitlenmesi, elektrik ve doğalgaz tesisatlarının nasıl kontrol edileceğinin bilinmesi, çocuklara deprem sırasında nasıl davranmaları gerektiğinin öğretilmesi ve yaşadığımız binanın güvenliğinin sorgulanması büyük önem taşır.
Deprem anında doğru davranmak için önceden eğitim almak büyük önem taşır. Çünkü panik sırasında insan bildiği davranışlara yönelir. Bu nedenle deprem tatbikatları yalnızca okullarda yapılan sıradan etkinlikler olarak görülmemelidir.
Bir tatbikat, bir gün gerçek bir olay sırasında hayat kurtarabilecek alışkanlığı kazandırabilir.
Çocuklara korkuyu değil, bilgiyi öğretmeliyiz
Depremden en fazla etkilenen gruplardan biri çocuklardır. Çünkü çocuklar yaşanan olayı neden ve nasıl gerçekleştiğini tam olarak anlamlandırmayabilirler.
“Çocuklara ‘Deprem olacak, çok korkun’ demek yerine, ‘Deprem olduğunda kendimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz’ diyebilmeliyiz.”
Okullarda deprem eğitimleri yaşa uygun şekilde verilmelidir. Çocuklar güvenli alanları tanımalı, çök-kapan-tutun davranışını öğrenmeli ve tatbikatlarla bunu uygulamalıdır.
Çünkü bilgi, korkunun karşısındaki en güçlü araçlardan biridir.
Deprem sonrasında insanlığımız sınanır
Deprem anı kadar deprem sonrası da önemlidir.
Bir felaket yaşandığında insanlar yalnızca binanın değil, güven duygularının da kaybedilebilir. O anlarda komşusunun elini tutan, yaşlı bir insanın kapısını çalan, çocuğu su veren, enkaz başında umutla bekleyen insanlar toplumun gerçek gücünü gösterir.
Afetler bize şu öğretiyi verir:
Birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu, dayanışmanın ve hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatır.
Depremi unutmak, yalnızca geçmişte yaşananları unutmak değildir. Gelecekte karşılaşabileceğimiz tehlikeye karşı hazırlıksız kalmaktır.
Deprem gerçeğini değiştiremeyiz. Ancak depreme karşı hazırlığımızı, bilinç düzeyimizi ve dayanışma gücümüzü değiştirebiliriz.
Bir toplumun zenginliği yalnızca sahip olduğu binalarla değil, birbirine sahip çıkabilme gücüyle de ölçülür.
Deprem sonrasında yardımların koordineli yürütülmesi, doğru bölgeye ulaşılması ve ihtiyaç sahiplerine zamanında ulaşılması büyük önem taşır. Sosyal medyada doğrulanmamış bilgilerin paylaşılması ise kriz ortamını daha da zorlaştırabilir.
Bu nedenle afet zamanlarında yalnızca yardım etmek değil, doğru ve güvenilir bilgi paylaşmak da bir sorumluluktur.
Şehirlerimizi yeniden düşünmeliyiz
Deprem gerçeği bize şehirlerimizi nasıl inşa ettiğimizi yeniden sorgulatmalıdır.
Şehir yalnızca binaların yan yana geldiği bir alan değildir. Şehir, insanların yaşadığı bir organizmadır. Hastaneleri, okulları, yolları, ulaşım alanları, ulaşım ağları, altyapısı ve sosyal yaşamıyla bir bütündür.
Afet sonrasında yolların kapanması, acil yardım ekiplerinin bölgeye ulaşamaması veya insanların güvenli alanlara erişememesi de can kayıplarını artırabilir.
Bu nedenle şehir planlamasında deprem riski mutlaka merkeze alınmalıdır.
Güvenli okul binaları, ulaşılabilir toplanma alanları, dayanıklı altyapı ve etkin acil durum planları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Unutmak, en büyük tehlikedir
Depremlerin ardından toplum olarak büyük bir duyarlılık gösteriyoruz. Günlerce yardım kampanyaları düzenliyor, ekran başında gelişmeleri takip ediyor, kayıplarımız için üzülüyoruz.
Fakat zaman geçtikçe hayat normale dönüyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü deprem gerçeği yalnızca deprem olduğunda hatırlanmamalıdır.
Deprem olmadan önce konuşmalı, hazırlık yapmalı, binalarımızı sorgulamalı, eğitimler düzenlemeli ve eksiklerimizi gidermeliyiz.
Bir sonraki depremi beklemek yerine bugünden hazırlanmak zorundayız.
Son söz: Deprem bize ne öğretecek?
Deprem, insan hayatının ne kadar değerli ve aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.
Bize dayanışmayı öğretir.
Bize bilimin önemini öğretir.
Bize plansızlığın bedelini gösterir.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü deprem gerçeği yalnızca deprem olduğunda hatırlanmamalıdır.
Deprem olmadan önce konuşmalı, hazırlık yapmalı, binalarımızı sorgulamalı, eğitimler düzenlemeli ve eksiklerimizi gidermeliyiz.
Bize sağlam bir binanın yalnızca beton ve demirden değil, doğru mühendislikten, denetimden, hukuktan ve sorumluluk anlayışından oluştuğunu anlatır.
Belki de en önemlisi, bize “yarın” dediğimiz şeyin aslında garanti olmadığını hatırlatır.
Bu nedenle depremi unutmayalım.
Korkmak yerine hazırlanalım.
Panik yerine bilgiye sarılalım.
İhmali değil, bilimi tercih edelim.
Ve yaşadığımız şehirleri yalnızca bugün için değil, çocuklarımızın yarınları için güvenli hale getirelim.
Çünkü deprem gerçeğini değiştiremeyiz; fakat deprem karşısındaki hazırlığımızı değiştirebiliriz.
Unutmayalım: Afetlere karşı güçlü toplumlar, afet olduktan sonra değil, afet olmadan önce hazırlanan toplumlardır.
