Bir ağacın en büyük sırrı dallarında değil, toprağın derinliklerine sessizce uzanan köklerindedir. İnsan da böyledir. Dünyaya yükselmek isteyen herkes, önce görünmeyen tarafını inşa etmek zorundadır.
Modern çağ, bize sürekli gökyüzünü gösteriyor. Daha yükseğe çıkmayı, daha çok görünmeyi, daha fazla alkış almayı öğretiyor. Oysa kimse, alkışın sesinden önce toprağın sessizliğini dinlememizi söylemiyor.
Gökyüzüne ulaşmak isteyen bir ağacın köklerini kesmesi mümkün müdür?
Elbette değildir.
Ne var ki insan, bazen tam da bunu yapıyor. Geçmişini unutuyor, değerlerinden uzaklaşıyor, kültürünü yük gibi görüyor, ailesini sıradanlaştırıyor, vicdanını erteleyip başarıyı tek ölçü sanıyor. Sonra da neden ilk fırtınada devrildiğini anlamaya çalışıyor.
Çünkü kök, yalnızca başlangıç değildir; aynı zamanda dayanıklılığın adıdır.
Bir toplumun kökleri; tarihi, dili, kültürü ve ortak hafızasıdır. Bir çocuğun kökleri; sevgiyle büyüdüğü ev, duyduğu ilk masal, öğrendiği ilk merhamettir. Bir bireyin kökleri ise karakteridir. Kimsenin görmediği yerde verdiği kararlar, yalnız kaldığında koruduğu ilkeler ve sessizken bile taşıdığı vicdandır.
Gökyüzü ise umuttur.
Hayallerin, ideallerin, bilimin, sanatın ve insanın kendini aşma cesaretinin sembolüdür. Gökyüzüne bakmayan toplumlar ilerleyemez. Ama yalnızca gökyüzüne bakıp toprağı unutan toplumlar da ayakta kalamaz.
Asıl mesele, köklerle gökyüzü arasında bir denge kurabilmektir.
Çünkü bilgi, köklerinden güç aldığında hikmete dönüşür. Teknoloji, vicdanla buluştuğunda insanlığa hizmet eder. Güç, adaletle birleştiğinde anlam kazanır. Özgürlük ise sorumlulukla birlikte yürüdüğünde gerçek olur.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, yükselmenin yalnızca yukarı çıkmak olduğunu sanmaktır. Oysa bazen yükselmek; daha çok insanı anlamak, daha çok affetmek, daha çok üretmek ve daha çok paylaşmaktır.
Gökyüzüne uzanan her dal, toprağa tutunan her kökün emeğidir.
İnsan da böyledir.
Bugün sahip olduğumuz her başarı; dün dökülen alın terinin, sabrın, vazgeçmeyişin ve inancın sonucudur. Kökler görünmez ama hayatı taşır. Gökyüzü görünür ama kök olmadan var olamaz.
Belki de bu yüzden hayat, bize aynı anda iki yönü öğretir.
Bir yanımız toprağa ait olmalı; mütevazı, sağlam ve gerçek...
Diğer yanımız ise gökyüzüne bakmalı; umutlu, cesaretle ve sonsuz merakla...
Çünkü insan, köklerini unutmadan gökyüzüne yürüdüğü gün yalnızca yükselmez; toprağın hafızasını, göğün umuduna dönüştürür.
