Saynur OKUMUŞ
Köşe Yazarı
Saynur OKUMUŞ
 

YANLIŞ SIRADAKİ ÇOCUK

Bazen bir çocuğu yanlış sıraya oturturuz. Sonra da onun neden yerinde duramadığını, neden konuştuğunu, neden dalıp gittiğini, neden derse ilgi göstermediğini sorgularız. Oysa belki de sorun çocukta değildir. Belki çocuk, kendisine ayrılan sıraya sığmıyordur. Bir sınıf düşünün… Yan yana dizilmiş sıralar, tahtaya dönük yüzler, aynı kitaplar, aynı zil, aynı ders saati ve aynı başarı ölçütleri… Ama birbirinden bambaşka çocuklar. Biri sayıları sever, diğeri kelimeleri. Biri sessizliğin içinde düşünür, diğeri hareket ederken öğrenir. Biri resim çizerken kendini anlatır, diğeri bir ağacın altında saatlerce soru sorar. Biz ise çoğu zaman hepsine aynı sırayı, aynı yöntemi ve aynı cevabı veririz. Sonra adı konur: “Dikkatsiz.” “Yaramaz.” “Başarısız.” “Uyumsuz.” Belki de çocukların bir kısmı başarısız değildir. Sadece yanlış sıradadır. Hayatın en büyük yanılgılarından biri, herkesi aynı ölçü cetveliyle ölçmektir. Bir çocuğun matematikte zorlanması, onun zekâsının eksik olduğunu göstermez. Bir başka çocuğun saatlerce konuşması, düşünemediği anlamına gelmez. Sessiz olanın daha uslu, hareketli olanın daha problemli olduğunu düşünmek ise eğitimden çok, yetişkinlerin rahatlık arzusudur. Çünkü biz çoğu zaman çocuğun gelişimini değil, sınıfın düzenini korumaya çalışırız. Oysa eğitim yalnızca çocuğu sıraya oturtmak değildir. Eğitim, çocuğun dünyasına oturabilmektir. Bir öğretmen bazen ders anlatmaz. Bir bakışla çocuğun “Beni görüyor musun?” sorusuna cevap verir. Bir baba bazen öğüt vermez. Sadece çocuğunun anlattığı küçük bir hikâyeyi sonuna kadar dinler. Bir anne bazen başarı istemez. Çocuğuna başarısız olma hakkı verir. Ve çocuk, ilk kez o zaman kendisi olabileceğini hisseder. Belki de hepimiz hayatımızın bir döneminde “yanlış sıradaki çocuk” olduk. Birilerinin beklentilerine sığmadık. Birilerinin çizdiği başarı tarifine uymadık. Birilerinin “olmaz” dediği yerde içimizden sessizce “neden olmasın?” dedik. Kimimiz sustuk. Kimimiz itiraz ettik. Kimimiz başka bir yol aradık. Ve bazılarımız yıllar sonra anladık: Bize yanlış olduğumuz söylenmişti; oysa sadece yerimiz yanlıştı. Okullar çocuklara yalnızca bilgi vermemeli. Onlara kendilerini keşfedecekleri alanlar açmalı. Çünkü bir çocuğun geleceğini bazen aldığı bir not değil, bir yetişkinin ona söylediği tek bir cümle değiştirir: “Sen yapamazsın.” Ne kadar ağır bir cümledir bu… Bir çocuğun zihninde yıllarca yankılanabilir. Oysa aynı çocuğa “Henüz yapamadın. Ama birlikte deneyebiliriz.” dediğinizde başka bir kapı açılır. Eğitim biraz da kapı açma sanatıdır. Sıraları değiştirelim. Soruları değiştirelim. Bazen yöntemi, bazen bakışımızı değiştirelim. Çünkü çocukların hepsi aynı sıraya oturmak zorunda değil. Kimi ön sırada parlayacak. Kimi arka sırada hayal kuracak. Kimi bahçede öğrenecek. Kimi bir kitapta kendini bulacak. Kimi ise yıllarca kimsenin fark etmediği bir yeteneğiyle bir gün karşımıza çıkacak. Ve o gün belki hepimiz şaşıracağız: “Bu çocuk bunu nereden öğrendi?” Belki cevap çok basit olacak: Çocuk hep biliyordu. Biz sadece doğru sıradan bakamamıştık. Bir çocuğu değiştirmeden önce yerini değiştirmeyi deneyelim. Etiketlemeden önce dinleyelim. Yargılamadan önce anlayalım. Çünkü bazen eğitimde çözülmesi gereken problem, çocuğun davranışı değil; çocuğa baktığımız penceredir. Ve belki de geleceğin en büyük sorusu şudur: Çocuklarımıza, “Sen neden bu sıraya uymuyorsun?” diye mi soracağız? Yoksa, “Sana uygun sırayı birlikte bulalım.” mı diyeceğiz? Çünkü her çocuk aynı sıraya oturmak için doğmaz. Bazıları kendi sırasını kurmak için gelir dünyaya. Ve öğretmenin gerçek ustalığı, çocuğu sıraya uydurmak değil; hangi çocuğun hangi sırada kendisi olabileceğini fark etmektir.
Ekleme Tarihi: 19 Eylül 2026 -Cumartesi
Saynur OKUMUŞ

YANLIŞ SIRADAKİ ÇOCUK

Bazen bir çocuğu yanlış sıraya oturturuz. Sonra da onun neden yerinde duramadığını, neden konuştuğunu, neden dalıp gittiğini, neden derse ilgi göstermediğini sorgularız.

Oysa belki de sorun çocukta değildir.

Belki çocuk, kendisine ayrılan sıraya sığmıyordur.

Bir sınıf düşünün… Yan yana dizilmiş sıralar, tahtaya dönük yüzler, aynı kitaplar, aynı zil, aynı ders saati ve aynı başarı ölçütleri… Ama birbirinden bambaşka çocuklar.

Biri sayıları sever, diğeri kelimeleri. Biri sessizliğin içinde düşünür, diğeri hareket ederken öğrenir. Biri resim çizerken kendini anlatır, diğeri bir ağacın altında saatlerce soru sorar.

Biz ise çoğu zaman hepsine aynı sırayı, aynı yöntemi ve aynı cevabı veririz.

Sonra adı konur: “Dikkatsiz.” “Yaramaz.” “Başarısız.” “Uyumsuz.”

Belki de çocukların bir kısmı başarısız değildir.

Sadece yanlış sıradadır.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, herkesi aynı ölçü cetveliyle ölçmektir.

Bir çocuğun matematikte zorlanması, onun zekâsının eksik olduğunu göstermez. Bir başka çocuğun saatlerce konuşması, düşünemediği anlamına gelmez. Sessiz olanın daha uslu, hareketli olanın daha problemli olduğunu düşünmek ise eğitimden çok, yetişkinlerin rahatlık arzusudur.

Çünkü biz çoğu zaman çocuğun gelişimini değil, sınıfın düzenini korumaya çalışırız.

Oysa eğitim yalnızca çocuğu sıraya oturtmak değildir.

Eğitim, çocuğun dünyasına oturabilmektir.

Bir öğretmen bazen ders anlatmaz. Bir bakışla çocuğun “Beni görüyor musun?” sorusuna cevap verir.

Bir baba bazen öğüt vermez. Sadece çocuğunun anlattığı küçük bir hikâyeyi sonuna kadar dinler.

Bir anne bazen başarı istemez. Çocuğuna başarısız olma hakkı verir.

Ve çocuk, ilk kez o zaman kendisi olabileceğini hisseder.

Belki de hepimiz hayatımızın bir döneminde “yanlış sıradaki çocuk” olduk.

Birilerinin beklentilerine sığmadık. Birilerinin çizdiği başarı tarifine uymadık. Birilerinin “olmaz” dediği yerde içimizden sessizce “neden olmasın?” dedik.

Kimimiz sustuk. Kimimiz itiraz ettik. Kimimiz başka bir yol aradık.

Ve bazılarımız yıllar sonra anladık: Bize yanlış olduğumuz söylenmişti; oysa sadece yerimiz yanlıştı.

Okullar çocuklara yalnızca bilgi vermemeli. Onlara kendilerini keşfedecekleri alanlar açmalı.

Çünkü bir çocuğun geleceğini bazen aldığı bir not değil, bir yetişkinin ona söylediği tek bir cümle değiştirir: “Sen yapamazsın.”

Ne kadar ağır bir cümledir bu… Bir çocuğun zihninde yıllarca yankılanabilir.

Oysa aynı çocuğa “Henüz yapamadın. Ama birlikte deneyebiliriz.” dediğinizde başka bir kapı açılır.

Eğitim biraz da kapı açma sanatıdır.

Sıraları değiştirelim. Soruları değiştirelim. Bazen yöntemi, bazen bakışımızı değiştirelim.

Çünkü çocukların hepsi aynı sıraya oturmak zorunda değil.

Kimi ön sırada parlayacak. Kimi arka sırada hayal kuracak. Kimi bahçede öğrenecek. Kimi bir kitapta kendini bulacak. Kimi ise yıllarca kimsenin fark etmediği bir yeteneğiyle bir gün karşımıza çıkacak.

Ve o gün belki hepimiz şaşıracağız: “Bu çocuk bunu nereden öğrendi?”

Belki cevap çok basit olacak:

Çocuk hep biliyordu.

Biz sadece doğru sıradan bakamamıştık.

Bir çocuğu değiştirmeden önce yerini değiştirmeyi deneyelim. Etiketlemeden önce dinleyelim. Yargılamadan önce anlayalım.

Çünkü bazen eğitimde çözülmesi gereken problem, çocuğun davranışı değil; çocuğa baktığımız penceredir.

Ve belki de geleceğin en büyük sorusu şudur:

Çocuklarımıza, “Sen neden bu sıraya uymuyorsun?” diye mi soracağız?

Yoksa, “Sana uygun sırayı birlikte bulalım.” mı diyeceğiz?

Çünkü her çocuk aynı sıraya oturmak için doğmaz.

Bazıları kendi sırasını kurmak için gelir dünyaya.

Ve öğretmenin gerçek ustalığı, çocuğu sıraya uydurmak değil; hangi çocuğun hangi sırada kendisi olabileceğini fark etmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.