Siyasetin en ilginç insan tiplerinden biri şudur:
Aslında hiçbir makamı olmayan ama makamın yanında durduğu için kendisini sistemin merkezinde sanan insanlar.
Ne seçilmişlerdir…
Ne halkın doğrudan teveccühünü almışlardır…
Ne de toplumsal bir karşılıkları vardır…
Ama birkaç koridorda görünmeye, birkaç masada oturmaya, birkaç isimle yan yana fotoğraf vermeye başlayınca kendilerini ulaşılmaz zannetmeye başlarlar.
Dün sıradan bir insan ilişkisini bile zor kurabilen bazı karakterler, bugün geçici bir siyasi çevrenin içinde bulunmayı kişisel başarı sanıyor.
Oysa gölge, ışığın sahibi değildir.
Ve bazı insanlar bunu çok geç fark ediyor.
Siyasetin çevresinde her dönem benzer insan tipleri oluşur. Bunlar genellikle kendi bireysel ağırlığıyla değil, yakın durduğu güç sayesinde görünür hâle gelen kişilerdir.
Asıl trajik olan ise şudur:
Bir süre sonra o gücün kendilerine ait olduğunu sanmaya başlarlar.
İnsanlara yukarıdan bakarlar.
Bulundukları ortamları kişisel alanları gibi görürler.
Bulunabildikleri masaları kendi başarıları zannederler.
Oysa hakikat çok daha basittir:
Bir makamın yanında bulunmak, insana değer katmaz. Ancak karakteri varsa görünür kılar.
Ve karakteri olmayan insanlar, güce yaklaştığında çoğu zaman kibri kişilik zannetmeye başlar.
Bugün siyasetin en büyük problemlerinden biri, seçilmiş kişilerden çok onların çevresinde oluşan küçük iktidar alanlarıdır. Çünkü bazı insanlar doğrudan yetki sahibi olmadan bile güç sarhoşluğu yaşayabilir.
Bir odanın kapısından rahat girebilmek…
Bir isme yakın durabilmek…
Bir çevrenin içinde bulunabilmek…
Bazı karakterler için yeterlidir.
Sonra o insanlar yavaş yavaş kendilerini halktan farklı görmeye başlar. Sıradanlığı küçümserler. Mütevazılığı zayıflık sanırlar. İnsanlara karşı mesafeyi “önemli insan tavrı” olarak taşırlar.
Oysa gerçekten önemli insanlar, kendini önemli göstermeye ihtiyaç duymayanlardır. Çünkü değeri olan insanın kibire ihtiyacı olmaz.
Toplum her şeyi görür. Kimin gerçekten emek verdiğini de… Kimin yalnızca bir gücün gölgesinde büyümeye çalıştığını da…
Ve insanlar özellikle şunu asla unutmaz:
Dün sıradan davranıp bugün kibirle yürüyenleri.
Çünkü kibir, çoğu zaman yetersiz insanların son sığınağıdır.
Gerçek özgüven sessizdir.
Gösterişe ihtiyaç duymaz.
İnsan küçümsemez.
Ama içi boş insanlar, küçük bir çevre kazandığında bile kendini merkez sanmaya başlar.
Ve halk bazen en büyük analizi tek cümleyle yapar:
“Eğri eğri, doğru doğru.”
Çünkü makamın yanında duranla, gerçekten ağırlığı olan insan arasındaki fark er ya da geç anlaşılır.
Tarih boyunca büyük krizleri bazen büyük liderler değil, küçük insanların büyüyen egoları üretmiştir.
Çünkü bazı insanlar fikir üretmez; yalnızca yakınlık üretir. Bir düşünsel birikimleri yoktur.
Toplumsal karşılıkları yoktur. Kendi başlarına oluşturdukları bir değer yoktur. Fakat geçici bir siyasi çevrenin içinde bulunmayı kimlik hâline getirirler. İşte en tehlikeli dönüşüm burada başlar: İnsan kendisini olduğu kişiyle değil, yanında durduğu kişiyle tanımlamaya başladığında…Bu yüzden bazı insanlar makam gidince değil, makamın gölgesinden çıkınca görünmez hâle gelir. Çünkü aslında hiçbir zaman gerçekten görünür olmamışlardır.
Daha kötüsü ise şudur:
Kendi ağırlığı olmayan bazı insanlar, bulundukları çevrenin gücünü yalnızca kibir için değil; çıkar ilişkileri için de kullanmaya başlar.
Kapalı kapılar ardında kurulan ilişkiler…
Hak etmeyene açılan yollar…
Sessizce dönen menfaat düzenleri…
Birilerini koruyup birilerini dışlayan küçük klikler…
Bütün bunlar zamanla “güce yakın olmanın avantajı” gibi görülür. Oysa bu düzenlerin tamamı geçicidir. Ve bazılarının unuttuğu çok önemli bir şey vardır:
Kendilerini bugün o çevrelere sokabilmek için dün ağır sözler söyledikleri insanlara sonradan yanaşarak, herkese farklı yüz göstererek kurulan ilişkiler; güç değil karakter zafiyetidir. Çünkü omurgasız yakınlıklar sadakat değil çıkar üretir. Ve insanlar sanıyor ki geçmiş unutulur…
Oysa toplum hafızası sessizdir ama güçlüdür.
Kimlerin dün başka konuşup bugün başka masalarda oturduğu da, kimlerin çıkar için yön değiştirdiği de er ya da geç ortaya çıkar. Ve bazı insanlar şunu da unutuyor:
Sessiz kalınması, hiçbir şey bilinmediği anlamına gelmez.
Bugün kibirle hareket eden, insanlara yukarıdan bakan, güçten cesaret alarak perde arkasında ilişki düzeni kuranlar; yaptıkları her şeyin yalnızca kendi çevrelerinde kaldığını sanıyor olabilir. Oysa siyasetin hafızası uzundur.
Kimlerin hangi masalarda ne konuştuğu…
Kimlerin kimlere nasıl yanaştığı…
Kimlerin hangi çıkar ilişkileri içinde büyüdüğü… Bunların tamamı bir yerlerde birikir.
Ve bazen insanlar susmayı bilmezlikten değil, zamanı beklemekten tercih eder. Çünkü herkes konuşmaya başlarsa, bazılarının bugün büyük bir özgüvenle yürüdüğü koridorlarda yarın kendi gölgeleri bile kalmayabilir.
Ve unutulmaması gereken bir başka gerçek daha vardır:
Başkasının gücüyle yükselenler, o ana güç kaybolduğu anda onunla birlikte silinmeye mahkûmdur.
Çünkü kendi ağırlığı olmayan insanlar, yalnızca bir süreliğine büyük görünür.
Son Söz Sude’den:
Bazı insanlar makam sahibi olmaz ama makamın yakınında durmayı kişilik sanır. Oysa ödünç güçle büyüyen egoların ömrü, o gücün süresi kadardır.
Unutulmamalıdır ki; insanların yanında durduğu isimler değil, kendi karakterleri kalıcıdır. Çünkü gölge büyüyebilir…
Ama hiçbir zaman ışığın kendisi olamaz. Siyasetin en acı gerçeği şudur:
Bazı insanlar gerçekten yükselmez, yalnızca bir başkasının gölgesinde büyük görünür.
Kendi fikirleriyle değil…
Kendi emekleriyle değil…
Kendi karakterleriyle hiç değil…
Sadece yakın durdukları güç sayesinde varlık kazandıklarını sanırlar.
Oysa ödünç itibarın sahibi olunmaz. Bugün insanların yüzüne bakmayanlar, yarın aynı kalabalığın içinde görünmemeye başlayacaktır. Çünkü geçici çevreleri karakter sananların en büyük yanılgısı, kendilerini gerçekten önemli zannetmeleridir. Halbuki sistem değişir. Masalar değişir. Koridorlar boşalır. İsimler unutulur.
Ve unutulmaması gereken en sert gerçek şudur:
Başkasının gücüyle yükselenler, o gücün kaybolduğu anda onunla birlikte silinip gider. Çünkü aslında hiçbir zaman kendi ağırlıklarıyla ayakta durmamışlardır. Bir makamın gölgesinde büyüyenler, o gölge çekildiğinde ne kadar küçük kaldıklarını en acı şekilde görürler. Tarih boyunca halkın hafızasında yer edenler; kibirle yürüyenler değil, makamın gölgesine sığınmadan insan kalabilenler olmuştur.
Ve bazı insanlar bunu çok geç anlar:
Kendi değeri olmayanlar, başkasının gücüyle ancak belli bir süre yükselebilir. Güç bittiğinde ise geriye ne saygı kalır ne de hatırlanacak gerçek bir ağırlık.
