Bir ülkede gerçeğin değeri, onu kimlerin söylediğiyle değil; onu kimin doğruladığıyla ölçülür. Çünkü hakikat, yalnızca “anlatılan” bir şey değildir; emekle çıkarılan, etikle korunulan, sorumlulukla taşınan bir şeydir. İşte gazetecilik, tam olarak bu noktada başlar: Görüneni çoğaltmak değil; gerçeği ayıklamak, doğrulamak ve kamu adına kayıt altına almak.
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Bir çiçek günü, bir tebrik günü değil yalnızca; bir vicdan günü. Gazeteciliğin ne olduğunu, ne olmadığını; kimlerin bedel ödediğini, kimlerin yalnızca “oynadığını” hatırlama günü. Çünkü bugün gazeteciliğin en büyük sorunu yalnızca zor şartlar, yalnızca uzun mesailer, yalnızca riskler değildir. Bugün gazeteciliğin en büyük sorunu şudur: Gazeteciliğin yerine “taklidinin” konulması.
Gazetecilik tarihsel olarak toplumların bilgi ihtiyacından doğmuş bir meslektir. Modern anlamda gazetecilik, yalnızca haber yazmakla sınırlı değildir; kamunun gerçeğe erişim hakkını koruyan bir işleyiştir. Bu nedenle gazeteci; gördüğünü yazan değil, doğruluğunu kanıtlayan kişidir. İddiaları “haber” yapan değil, iddiaları sorgulayan kişidir. Bir olayı yalnızca paylaşan değil, onu bağlamına oturtan, taraflarını dinleyen, veriyle destekleyen ve kamu yararını gözeten kişidir.
Bu bir eğitim gerektirir.
Bu bir disiplin gerektirir.
Bu bir etik gerektirir.
Ve en çok da omurga gerektirir.
Gazetecilik, bir ün değil; bir yük taşır. Gazetecilik, bir görünürlük alanı değil; kamu adına sorumluluk alanıdır. Bir gazeteci, yazdığı cümlenin doğuracağı sonuçları düşünmek zorundadır. Çünkü gazetecilikte hata yalnızca “yanlış bilgi” değildir; bazen bir kişinin hayatına, bazen bir kurumun itibarına, bazen toplumun güven duygusuna doğrudan zarar verir. Bu yüzden gazetecilik, “ben de yaparım” kolaycılığının mesleği değildir. Gazetecilik, “sınırı olmayan” bir alan hiç değildir.
Ama bugün, tam da bu sınırlar aşındırılıyor.
Sosyal medya çağında, bazı insanlar hiçbir mesleki eğitim almadan, hiçbir habercilik disiplini taşımadan, hiçbir etik sorumluluk hissetmeden; yalnızca bir hesap açıp, birkaç paylaşım yapıp, bir mikrofon tutup “gazeteci” rolüne bürünüyor. Bu bir iki kişinin hevesiyle sınırlı da kalmıyor. Bazen kurumlar, bazen organizasyonlar, bazen kamuya ait alanlar; bu hesapları basın gibi kabul ediyor, bu kişileri basın mensubu gibi ağırlıyor, hatta onları “gerçeğin temsilcisi” gibi öne çıkarıyor.
İşte bu, basit bir yanlışlık değildir.
Bu, bir protokol hatası değildir.
Bu, “zamanın ruhu” diye geçiştirilecek bir durum hiç değildir.
Bu, gazeteciliğin itibarını çürüten, hakikati değersizleştiren, kamunun doğru bilgiye ulaşma hakkını zedeleyen açık bir yozlaşmadır.
Çünkü gazetecilik taklit edildiğinde; kamu yararı da taklit edilir.
Gazetecilik ucuzladığında; hakikat de ucuzlar.
Gazetecilik “oyun”a döndüğünde; toplumun hafızası parçalanır.
Bugün bazı hesaplar, haberi “tutacak içerik” sanıyor. Bazıları için doğrulama, gereksiz bir ayrıntı. Bazıları için kaynak, sadece bir süs. Bazıları için haber; gerçeğin değil, “algının” malzemesi. İşte bu yüzden; iddia gerçeğe, yorum habere, öfke bilgiye, bağırmak güç zannediliyor.
Ama gazetecilik bağırmak değildir.
Gazetecilik kışkırtmak değildir.
Gazetecilik birilerini hedef göstermek değildir.
Gazetecilik, kalabalığa oynayan bir sahne hiç değildir.
Gazetecilik; kanıtla konuşmaktır.
Gazetecilik; mesafeyle durmaktır.
Gazetecilik; sözün ağırlığını bilmektir.
Bu yüzden “taklit gazetecilik” sadece bir meslek sorunu değildir; bu bir toplum sorunudur. Çünkü toplumlar, gerçeğe güven duymadan ayakta kalamaz. Hakikate güven kaybolduğunda, geriye yalnızca gürültü kalır. Gürültü, herkesin konuştuğu ama kimsenin dinlemediği bir ülke yaratır. Ve o ülkede hakikat, konuşarak değil; sessizce ölür.
Bu yanlıştan acilen dönülmelidir. Basın mensubu kavramı, keyfî biçimde dağıtılabilecek bir unvan değildir. Gazetecilik, bir “sosyal medya performansı” değildir. Gazetecilik bir meslektir ve mesleğin sınırları vardır: eğitimle, etikle, sorumlulukla çizilmiş sınırlar.
Tam da bu noktada, gerçek gazeteciliğin çizgisini koruyan yapılar daha da önem kazanır. Haber Poligonu’nun gücü ve iyiliği burada ortaya çıkar. Haber Poligon, haberi “gösteri” olarak değil; kayıt olarak görür. Haberciliği bir içerik yarışına değil, bir doğruluk disiplinine dönüştürür. Gürültünün değil gerçeğin yanında durur. Kolay olanı değil, doğru olanı seçer. Ve en kıymetlisi: Gazeteciliği sulandırmaz; mesleğin ağırlığını taşır.
Bu, yalnızca habercilik yapmak değildir; mesleği korumaktır.
Bu, yalnızca içerik üretmek değildir; kamunun hafızasını diri tutmaktır.
Gazetecilik sosyal medyayla değil, yürekle olur sözü bu yüzden anlamlıdır. Yürek; romantik bir çağrı değildir. Yürek; bedeli göze almak demektir. Yürek; yanlışın yanında durmamak demektir. Yürek; popüler olanı değil, doğru olanı seçmek demektir. Yürek; gerçeğin hakkını vermek demektir.
Bugün 10 Ocak’ta hatırlamamız gereken şey tam da budur: Gazetecilik, topluma gerçeği taşıyan bir meslek olduğu için kutsaldır; kolay taklit edildiği için değil. Ve gazeteciliği taklit eden her el, aslında gerçeğin tabutuna bir çivi daha çakar.
Son söz Sude’den:
Gazetecilik bir hesap değil, bir haysiyettir—haysiyeti taklit edenler, hakikati gömer.
