Hayat bazen bir semaver gibidir.
Ateşi doğru yakarsanız saatlerce kaynar, etrafına sıcaklık verir. İhmal ederseniz söner. İnsan da böyledir. Sevgiyle, emekle ve anlamla beslendiğinde çevresine ışık saçar, ilgisiz bırakıldığında yavaş yavaş içindeki ateşi kaybeder.
Son zamanlarda sık sık düşünüyorum, insanlık çok şey kazandı ama sanki bazı şeyleri de geride bıraktı. Uzakta olanı anında dinleyebiliyoruz, dünyanın öbür ucunu görebiliyoruz. Fakat aynı hızla birbirimizden uzaklaşıyoruz. Kalabalıklar büyüyor, yalnızlık derinleşiyor.
Oysa hayatın en güzel anı büyük başarıların içinde değil, küçük ayrıntıların arasında saklıdır.
Sabah bahçede içilen bir çayda…
Semaverden yükselen buharda…
Kahvaltı sofrasında edilen birkaç samimi sözde…
Bir çocuğun heyecanla anlattığı hikâyede…
Bir annenin tavlada yem vermesinde…
Bir köpeğin sahibine duyduğu koşulsuz sevgide…
Hayat aslında bunların toplamıdır.
Modern insan çoğu zaman geleceği yaşamak için bugünü harcıyor. Sürekli bir sonraki hedefe, bir sonraki tatile, bir sonraki başarıya odaklanıyor. Oysa yarın geldiğinde onun da adı bugün oluyor. Böylece ömür, yaşanmamış yarınların peşinde geçip gidiyor.
Belki de bu yüzden birçok insan mutlu değil. Çünkü hayatı planlıyorlar ama yaşamıyorlar.
Doğru bize başka bir şey öğretiyor. Göl kenarında esen rüzgâr acele etmiyor. Ağaçlar büyümek için telaşlanmıyor. Kuşlar şarkı söylerken kimseye yetişmeye çalışmıyor. Doğanın düzeninde bir sakinlik, bir kabul ve bir denge var.
İnsan ise çoğu zaman kendi doğasına yabancılaşıyor.
Çalışıyoruz, koşturuyoruz, sorumluluklar taşıyoruz. Elbette bunlar hayatın gerçeği. Ancak insan sadece çalışan bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda hisseden, düşünen, özleyen, merhamet eden ve hayran kalabilen bir varlıktır.
Bir gün geriye dönüp baktığımızda kaç toplantıya katıldığımızı, kaç mesaj gönderdiğimizi ya da kaç iş bitirdiğimizi hatırlamayacağız. Ama birlikte içilen çayları, edilen sohbetleri, kahkahaları, bayram sabahlarını, göl kenarındaki yürüyüşleri ve sevdiklerimizin yüzündeki tebessümü hatırlayacağız.
Çünkü insanın gerçek serveti anılardır.
Belki de hayatın sırrı çok basittir: Çalışırken hakkını vermek, dinlenirken tadını çıkarmak, severken cömert olmak ve yaşarken farkında olmak.
Semaver nasıl kaynadıkça çayın demini güç katıyorsa, yaşamış güzel anılar da insanın ruhuna derinlik katar.
Ve günün sonunda hayat bize şunu fısıldar:
“Yavaşla demiyorum; sadece geçtiğin yolu fark et.”
Çünkü ömür bir varış noktası değil, her gün yeniden kurulan bir sofradır. O sofrada bazen çay vardır, bazen kahve, bazen bir bayram sabahı, bazen de sessiz bir akşam…
Ama anlam, daima paylaşabildiğimiz yerde saklıdır.
