Bir çocuğun gözyaşına yenilen bir anne…
Sırf üzülmesin diye kendi “hayır”ını yutan bir baba…
Ve hep aynı cümle:
“Ben yaşamadım, o yaşasın.”
Kulağa ne kadar merhametli geliyor, değil mi?
Ama çoğu zaman bu, sevginin değil… zor olandan kaçmanın başka bir adıdır.
Çünkü sınır koymak kolay değildir.
“Hayır” demek, o an için çocuğunun gözünde kötü olmayı göze almaktır.
İşte birçok ebeveyn tam burada geri çekilir.
Her istediği yapılan çocuk mutlu sanılır.
Oysa aslında, hayatın en önemli derslerinden mahrum bırakılır.
Çünkü hayat, her isteğe “evet” demez.
Ve bunu ilk kez dışarıda öğrenen çocuk…
sarsılır, öfkelenir, kırılır.
Sınır koymamak sevgi değildir.
Sadece bugünü kurtarmaktır.
Oysa sınır; bir engel değil, bir pusuladır.
Çocuğa nerede duracağını, nasıl ilerleyeceğini gösterir.
Sınır yoksa çocuk özgür olmaz…
Sınır yoksa çocuk yönünü kaybeder…
Sınır yoksa çocuk, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanır.
Ve bir gün hayat ona “dur” dediğinde…
Bunu kabul edemez.
Modern ebeveynlik, çocuğun önündeki tüm taşları temizlemek değildir.
O taşlara takıldığında nasıl ayağa kalkacağını öğretmektir.
Sevgi bazen sarılmaktır…
Sevgi bazen sarılmaktır…
Ama bazen de gözlerinin içine bakarak, geri adım atmadan “hayır” diyebilmektir.
Çünkü gerçek sevgi, çocuğu her an mutlu etmek değil;
onu hayatın gerçeklerine karşı güçlü kılmaktır.
