İnsan çoğu zaman aynaya bakarak kendini tanıdığını zanneder. Oysa asıl aynalar, etrafında oturanlardır. Aynı masayı paylaştığın insanlar... Aynı cümlelere güldüğün, aynı sessizlikleri paylaştığın yüzler... İşte onlar, senin görünmeyen tarafını yansıtan en sahici aynalardır.
“Ben buyum” demek kolaydır. Fakat o “ben” dediğin şey, gerçekten sana mı ait; yoksa uzun zamandır içinde bulunduğun çevrenin usul usul işlediği bir nakış mı? İnsan, sandığından daha az “tekil”, düşündüğünden daha fazla “çoğul” bir varlıktır. Biraz kendisi, biraz başkalarıdır. Biraz seçimi, biraz da maruz kaldıkları...
Bir masaya oturursun; başta sadece dinlersin. Sonra alışırsın. Ardından tekrar edersin. Ve en sonunda savunursun. İşte değişim dediğin şey, çoğu zaman böyle sessiz, böyle sinsice ilerler. Bir bakarsın ki bir zamanlar eleştirdiğin ne varsa, artık senin dilinde sıradan bir cümleye dönüşmüş.
Hiciv burada hafifçe omzuna dokunur: Şikâyet edenlerle dolu bir masada umutlu kalmaya çalışmak, karanlıkta güneş gözlüğü takmak gibidir. Dedikodunun eksik olmadığı bir ortamda “ben aslında öyle biri değilim” demek ise biraz trajikomik bir savunmadır. Çünkü insan, sadece söyledikleriyle değil; sustuklarıyla, dinledikleriyle ve en çok da alıştıklarıyla şekillenir.
Çevre dediğimiz şey, görünmez bir heykeltıraştır. Seni yontar, törpüler, fazlalıklarını alır ya da eksiltir. Ve sen çoğu zaman bunun farkına varmazsın. Çünkü herkesle birlikte değişmek, insana değişmiyormuş hissi verir. En tehlikelisi de budur zaten: Fark etmeden dönüşmek.
Edebiyatın eski bir fısıltısı vardır: “Kiminle yürürsen, ona dönüşürsün.” Belki de bu yüzden mesele sadece bir masaya oturmak değildir; hangi masada kaldığını fark edebilmektir. Zira bazı masalar insanı büyütür, bazıları ise yavaş yavaş küçültür.
Peki insan ne yapmalı?
Belki de önce kendine şu soruyu sormalı: “Bu masada ben kim oluyorum?” Çünkü mesele kimlerle oturduğundan çok, o insanların seni neye dönüştürdüğüdür.
Unutma, herkes hayatına bir şey katar. Kimi sana ufuk olur, kimi yük. Ve bazen en büyük cesaret; alıştığın sandalyeden kalkıp, sana ait olmayan bir masanın gölgesinden çıkabilmektir.
Çünkü insan, sadece oturduğu masayı değil...
O masanın gölgesini de taşır.
