Bahar, her yıl aynı hikâyeyi anlatır gibi görünür; oysa her gelişinde başka bir şey öğretir insana. Toprak uyanır, ağaçlar nefes alır, rüzgârın dili değişir. Ve bir gün gelir, dallar ağırlaşır… Kirazla, umutla, sabırla ağırlaşır.
“Dalları bastı kiraz” dediğimizde, aslında yalnızca bir meyvenin olgunlaşmasını anlatmayız. Bu söz, emeğin karşılığını, bekleyişin güzelliğini ve zamanın adaletini fısıldar. Çünkü kiraz, aceleye gelmez. Ne kadar sabırlıysan, o kadar tatlı olur. Ne kadar özenle bakarsan, o kadar bereketli olur.
İnsan, bazen en uzağa giderek kendine varır.
Hayat da biraz böyledir. İnsan, kendi dallarında ne yetiştirdiğini çoğu zaman fark etmez. Günler geçer, mevsimler değişir, içimizde birikenler sessizce olgunlaşır. Kimi zaman kırgınlıklar, kimi zaman umutlar… Ama en sonunda, her şey kendi meyvesini verir. Ve işte o an, dallar bastığında anlarsın: Ne ektiysen, onu biçmişsindir.
Kiraz dallarının yere doğru eğilişi, bana hep tevazuyu hatırlatır. Yükü artan dal, yukarı kalkmak yerine aşağıya yönelir. İnsan da öyle değil midir? Bilgisi, tecrübesi, sevgisi arttıkça daha alçakgönüllü olmalı. Çünkü asıl olgunluk, yüksekten bakmak değil; yere yakın durabilmektir.
Bugün etrafımıza baktığımızda, nice “boş dallar” görürüz. Gürültüsü çok, gölgesi az; gösterişi bol, meyvesi yok… Oysa kıymetli olan, sessizce büyüyen ve zamanı geldiğinde insanın yüzünde bir tebessüm bırakan o sade kirazdır. Belki küçük, belki mütevazı ama gerçek.
Bir çocuk düşünün; avucunda tuttuğu birkaç kirazla dünyayı kazanmış gibi mutlu. Çünkü o, kirazın sadece tadını değil, hikâyesini de hisseder. Güneşi, yağmuru, emeği… Belki de biz büyüdükçe unuttuğumuz şey tam olarak budur: Küçük şeylerde saklı büyük anlamlar.
Dalları bastı kiraz…
Belki de bu, hayatın en sade ama en derin cümlelerinden biridir.
Çünkü bize şunu hatırlatır:
Sabırla bekle, emekle büyüt,
sevgiyle yaşa…
Ve zamanı geldiğinde, senin de dalların meyve verecek.
Yeter ki köklerin sağlam, niyetin temiz olsun.
