Toplum normlarıyla yaşamayı seçip birey olabilen, kendi kararlarını kendi aklıyla alan insanlara en çok kim güler biliyor musunuz?
Hiç kendi hayatını gerçekten yaşamamış olanlar.
Çünkü birey olmak cesaret ister.
Kalabalığın onayına sığınmadan yürümek,
“herkes böyle yapıyor” cümlesini mazeret değil, bir uyarı olarak görmek ister.
Oysa çoğu insan için normlar; düşünmemek, sorgulamamak ve sorumluluk almamak adına bulunmaz bir sığınaktır.
Kendi kararlarını alanlar eleştirilir.
Dalga geçilir.
“Farklı olmak” yaftası yapıştırılır.
Çünkü aynaya bakmaya cesareti olmayanlar,
aynayı taşıyanlardan rahatsız olur.
Toplum normları çoğu zaman ortak akıl değil,
ortak korkudur.
Yanlış bile olsa kalabalıkla yanlış yapmak,
doğruyu tek başına savunmaktan daha güvenli gelir.
Bu yüzden birey olan insan, yalnızlığı göze alandır.
Alkış beklemez; çünkü bilir ki alkış,
çoğu zaman hak edene değil,
çoğunluğa gider.
Eleştirenler şunu fark etmez:
Birey olan insan kimseye üstünlük taslamaz.
Sadece başkasının aklıyla yaşamayı reddeder.
Kendi yolunu seçer, bedelini de kendi öder.
Asıl bu yüzden rahatsız edicidir.
Çünkü bedel ödeyen, mazeret üretemez.
Dalga geçenler güler…
Ama birey olan yürür.
Ve tarih, yürüyenleri yazar; gülenleri değil.
Bugün “uyumsuz” denilenler, yarın “öncü” olur.
Bugün alay edilen duruşlar, yarın ders kitaplarına girer.
Çünkü toplum ilerlemez; bireyler ilerler,
toplum arkalarından gelir.
Kısacası:
Herkesin yolunu alkışlayan çok olur ama kendi yolunu açanlar, hep eleştirilir.
Bu bir kusur değil; doğru yolda olmanın en sessiz kanıtıdır.
