İdris DOĞAN
Köşe Yazarı
İdris DOĞAN
 

KİM HAİN, KİM AJAN, KİM DÜŞKÜN?

Önceki sabah, yazımı sosyal medyada paylaşırken şehrimizde CHP İlçe Başkanlığında gerçekleştirilen ve Belediye Başkanının da katıldığı bir basın açıklamasıyla karşılaştım. Biliyor ve takdir ediyorum; belediye başkanımızın konuşmaları, ister hazırlıklı ister irticalen olsun, genellikle etkili ve güzeldir. Bu sebeple açıklamayı dikkatle dinledim. Epey uzun sürdü. Toplantıya başka partilerin ilçe başkanları da davet edilmiş olacak ki, konuşma sırasında onlar da salondaki yerlerini aldılar. Konuşma bittiğinde sabahın ilk saatleriydi. Üzüntü ile hayret birbirine karışmıştı. Geriye yaslandım, gözlerimi kapattım ve kendi kendime sordum: Nasıl oluyor da Türkiye’de siyaset bu kadar acımasız ve vefasız bir dile teslim olabiliyor? Böyle bir anlayışla Türk siyasetinin alacağı yol bir arpa boyundan öteye geçebil mi? CHP’nin genel başkanına, mahkeme kararıyla göreve gelmiş olsa bile, “hain”, “İngiliz ajanı”, “düşkün” gibi sıfatlar nasıl yakıştırılabilir? Şayet bunlar doğruysa ispat edilmelidir. Değilse bu bir iftiradır. İftira ise, belediye başkanının da mensubu olduğu inancın açık hükümlerine göre büyük bir günahtır. Kim olursa olsun, hiç kimsenin böyle ağır ithamları bir basın toplantısında dile getirme hakkı olmamalıdır. Aynı gün, toplantıda yapılan konuşmaların bende meydana getirdiği rahatsızlığı paylaşmak üzere ilçe başkanını aradım. Müsait değildi. Ertesi gün kendisi dönüş yaptı ve görüştük. Talihsiz açıklamanın toplum bünyesinde oluşturabileceği tahribatı, ayrıca kadim medeniyet anlayışımızın böylesi anlaşmazlıklar karşısında nasıl bir tutum önerdiğini ifade etmeye çalıştım. Çünkü hayatın her alanında anlaşmazlıklar yaşanabilir. Bir ailede, bir işletmede, bir kurumda, bir partide, hatta ülkeler arasında... Mühim olan anlaşmazlığın varlığı değil, onun nasıl yönetildiğidir. İşte böyle durumlarda akil insanların devreye girerek hakkaniyet ve adalet ölçüleri içerisinde ortak bir uzlaşma zemini oluşturmaları gerekir. Şayet taraflardan biri uzlaşma yollarını kapatır ve çatışmacı bir tutumda ısrar ederse, o zaman da hukuk ve demokrasi içerisinde kendisiyle gerekli mücadele yürütülmelidir. CHP, Türk demokrasisi açısından önemli bir siyasi partidir. CHP zarar görürse, onunla aynı siyasi kanaatleri paylaşmayanlar da bundan rahatsızlık duyar. Çünkü güçlü demokrasi, güçlü ve sağlıklı siyasi kurumlarla mümkündür. Gelelim bugün CHP içerisinde yaşanan tartışmaların tarihî ve sosyolojik arka planına... Türk siyasetine yeni bir kavram olarak giren “mutlak butlan” kararı hakkında o kadar çok şey söylendi ki, bu konunun tekrarına girmek bizim için, eski tabirle zaittir. Çocuk yaşlardan itibaren ülkemizdeki siyasi hayatı ilgiyle takip ettim. CHP’nin tarihine baktığımızda, parti içerisinde farklı eğilimlerin ve zaman zaman sertleşen fikir ayrılıklarının bulunduğunu görürüz. Gazi Mustafa Kemal’in daha Samsun’a çıkmadan önce bir siyasi hareket tasarladığı, bunu ise ancak 1923 yılında hayata geçirebildiği bilinmektedir. Yine cumhurbaşkanlığı seçimleri başta olmak üzere birçok dönemde parti içinde ciddi görüş ayrılıkları yaşanmıştır. Esas itibarıyla CHP içerisinde tarih boyunca iki farklı siyasal eğilimin etkili olduğu söylenebilir. Bunlardan biri, Osmanlı’nın son dönemindeki modernleşme ve merkeziyetçi devlet anlayışını devam ettiren çizgidir. Diğeri ise halk desteğini ve demokratik meşruiyeti daha fazla öne çıkaran anlayıştır. Yakup Kadri’nin Yaban romanı, bu zihniyet farklılığını anlamak bakımından dikkat çekici bir örnek olarak okunabilir. Parti tarihi boyunca ulusalcı çizgi, ortanın solu hareketi, sosyal demokrat kanat gibi farklı eğilimler arasında çeşitli ayrışmalar yaşanmıştır. Bu anlayışların bir kısmı, toplumun modernleşmesinde aydın ve eğitimli kadroların öncü rol üstlenmesi gerektiğini savunmuştur. 1967’de Turhan Feyzioğlu’nun CHP’den ayrılışında yaşananlar benim siyaseti yeni yeni anlamaya çalıştığım ortaokul yıllarımdı. O günlerde yaşanan tartışmalar da oldukça sertti. 1972 yılında ise İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasında yaşanan görüş ayrılıkları sonucunda İnönü genel başkanlıktan ayrılmış, Ecevit partinin üçüncü genel başkanı seçilmişti. O günlerde yazılan dozu yüksek yazıları ve çizilen karikatürleri gayet iyi hatırlarım. Daha yakın dönemlerde Ecevit ile Baykal arasında yaşanan siyasi rekabet ve parti içi mücadeleler de aynı ayrışmaların farklı tezahürleri olarak karşımıza çıkmıştır. Nitekim Belediye Başkanı Köksal’ın CHP’ye rağmen DSP’den aday olup seçilmesi de bu tablo içerisinde değerlendirilebilir. Bugün mutlak butlan kararı vesilesiyle CHP içinde yaşananlar da aslında yeni değildir. Geçmişte olduğu gibi, bugün yaşanan tartışma ya da ayrışma aynı siyasi gelenek içerisindeki derin görüş ayrılıklarının bir yansımasıdır. Siyasi partilerde fikir ayrılıkları olur. Liderler değişir, yollar ayrılır, yeni kadrolar ortaya çıkar. Bunlar demokrasinin tabii sonuçlarıdır. Fakat hiçbir siyasi anlaşmazlık, hiçbir makam ve hiçbir siyasi hesap; bir insanı hain, ajan veya düşkün ilan etmeyi meşru kılamaz. Aksi halde siyaset, fikirlerin yarıştığı bir zemin olmaktan çıkar; insanların itibarsızlaştırıldığı bir mücadele alanına dönüşür. Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimizi şeytanlaştırmak değil; farklı düşüncelere rağmen hakkaniyeti koruyabilmektir. Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca seçim sonuçları değil, o sonuçlara giderken koruyabildiği ahlak, adalet ve vicdan duygusu belirler. Bugün asıl sormamız gereken soru, kimin hain, kimin ajan, kimin düşkün olduğu değil; kimin hakkaniyetten ayrılmadığıdır.
Ekleme Tarihi: 11 Haziran 2026 -Perşembe
İdris DOĞAN

KİM HAİN, KİM AJAN, KİM DÜŞKÜN?

Önceki sabah, yazımı sosyal medyada paylaşırken şehrimizde CHP İlçe Başkanlığında gerçekleştirilen ve Belediye Başkanının da katıldığı bir basın açıklamasıyla karşılaştım.

Biliyor ve takdir ediyorum; belediye başkanımızın konuşmaları, ister hazırlıklı ister irticalen olsun, genellikle etkili ve güzeldir. Bu sebeple açıklamayı dikkatle dinledim. Epey uzun sürdü. Toplantıya başka partilerin ilçe başkanları da davet edilmiş olacak ki, konuşma sırasında onlar da salondaki yerlerini aldılar.

Konuşma bittiğinde sabahın ilk saatleriydi. Üzüntü ile hayret birbirine karışmıştı. Geriye yaslandım, gözlerimi kapattım ve kendi kendime sordum:

Nasıl oluyor da Türkiye’de siyaset bu kadar acımasız ve vefasız bir dile teslim olabiliyor? Böyle bir anlayışla Türk siyasetinin alacağı yol bir arpa boyundan öteye geçebil mi?

CHP’nin genel başkanına, mahkeme kararıyla göreve gelmiş olsa bile, “hain”, “İngiliz ajanı”, “düşkün” gibi sıfatlar nasıl yakıştırılabilir?

Şayet bunlar doğruysa ispat edilmelidir. Değilse bu bir iftiradır. İftira ise, belediye başkanının da mensubu olduğu inancın açık hükümlerine göre büyük bir günahtır. Kim olursa olsun, hiç kimsenin böyle ağır ithamları bir basın toplantısında dile getirme hakkı olmamalıdır.

Aynı gün, toplantıda yapılan konuşmaların bende meydana getirdiği rahatsızlığı paylaşmak üzere ilçe başkanını aradım. Müsait değildi. Ertesi gün kendisi dönüş yaptı ve görüştük. Talihsiz açıklamanın toplum bünyesinde oluşturabileceği tahribatı, ayrıca kadim medeniyet anlayışımızın böylesi anlaşmazlıklar karşısında nasıl bir tutum önerdiğini ifade etmeye çalıştım.

Çünkü hayatın her alanında anlaşmazlıklar yaşanabilir. Bir ailede, bir işletmede, bir kurumda, bir partide, hatta ülkeler arasında... Mühim olan anlaşmazlığın varlığı değil, onun nasıl yönetildiğidir.

İşte böyle durumlarda akil insanların devreye girerek hakkaniyet ve adalet ölçüleri içerisinde ortak bir uzlaşma zemini oluşturmaları gerekir. Şayet taraflardan biri uzlaşma yollarını kapatır ve çatışmacı bir tutumda ısrar ederse, o zaman da hukuk ve demokrasi içerisinde kendisiyle gerekli mücadele yürütülmelidir.

CHP, Türk demokrasisi açısından önemli bir siyasi partidir. CHP zarar görürse, onunla aynı siyasi kanaatleri paylaşmayanlar da bundan rahatsızlık duyar. Çünkü güçlü demokrasi, güçlü ve sağlıklı siyasi kurumlarla mümkündür.

Gelelim bugün CHP içerisinde yaşanan tartışmaların tarihî ve sosyolojik arka planına...

Türk siyasetine yeni bir kavram olarak giren “mutlak butlan” kararı hakkında o kadar çok şey söylendi ki, bu konunun tekrarına girmek bizim için, eski tabirle zaittir.

Çocuk yaşlardan itibaren ülkemizdeki siyasi hayatı ilgiyle takip ettim. CHP’nin tarihine baktığımızda, parti içerisinde farklı eğilimlerin ve zaman zaman sertleşen fikir ayrılıklarının bulunduğunu görürüz.

Gazi Mustafa Kemal’in daha Samsun’a çıkmadan önce bir siyasi hareket tasarladığı, bunu ise ancak 1923 yılında hayata geçirebildiği bilinmektedir. Yine cumhurbaşkanlığı seçimleri başta olmak üzere birçok dönemde parti içinde ciddi görüş ayrılıkları yaşanmıştır.

Esas itibarıyla CHP içerisinde tarih boyunca iki farklı siyasal eğilimin etkili olduğu söylenebilir. Bunlardan biri, Osmanlı’nın son dönemindeki modernleşme ve merkeziyetçi devlet anlayışını devam ettiren çizgidir. Diğeri ise halk desteğini ve demokratik meşruiyeti daha fazla öne çıkaran anlayıştır.

Yakup Kadri’nin Yaban romanı, bu zihniyet farklılığını anlamak bakımından dikkat çekici bir örnek olarak okunabilir.

Parti tarihi boyunca ulusalcı çizgi, ortanın solu hareketi, sosyal demokrat kanat gibi farklı eğilimler arasında çeşitli ayrışmalar yaşanmıştır. Bu anlayışların bir kısmı, toplumun modernleşmesinde aydın ve eğitimli kadroların öncü rol üstlenmesi gerektiğini savunmuştur.

1967’de Turhan Feyzioğlu’nun CHP’den ayrılışında yaşananlar benim siyaseti yeni yeni anlamaya çalıştığım ortaokul yıllarımdı. O günlerde yaşanan tartışmalar da oldukça sertti.

1972 yılında ise İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasında yaşanan görüş ayrılıkları sonucunda İnönü genel başkanlıktan ayrılmış, Ecevit partinin üçüncü genel başkanı seçilmişti. O günlerde yazılan dozu yüksek yazıları ve çizilen karikatürleri gayet iyi hatırlarım.

Daha yakın dönemlerde Ecevit ile Baykal arasında yaşanan siyasi rekabet ve parti içi mücadeleler de aynı ayrışmaların farklı tezahürleri olarak karşımıza çıkmıştır. Nitekim Belediye Başkanı Köksal’ın CHP’ye rağmen DSP’den aday olup seçilmesi de bu tablo içerisinde değerlendirilebilir.

Bugün mutlak butlan kararı vesilesiyle CHP içinde yaşananlar da aslında yeni değildir. Geçmişte olduğu gibi, bugün yaşanan tartışma ya da ayrışma aynı siyasi gelenek içerisindeki derin görüş ayrılıklarının bir yansımasıdır.

Siyasi partilerde fikir ayrılıkları olur. Liderler değişir, yollar ayrılır, yeni kadrolar ortaya çıkar. Bunlar demokrasinin tabii sonuçlarıdır.

Fakat hiçbir siyasi anlaşmazlık, hiçbir makam ve hiçbir siyasi hesap; bir insanı hain, ajan veya düşkün ilan etmeyi meşru kılamaz. Aksi halde siyaset, fikirlerin yarıştığı bir zemin olmaktan çıkar; insanların itibarsızlaştırıldığı bir mücadele alanına dönüşür.

Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimizi şeytanlaştırmak değil; farklı düşüncelere rağmen hakkaniyeti koruyabilmektir. Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca seçim sonuçları değil, o sonuçlara giderken koruyabildiği ahlak, adalet ve vicdan duygusu belirler.

Bugün asıl sormamız gereken soru, kimin hain, kimin ajan, kimin düşkün olduğu değil; kimin hakkaniyetten ayrılmadığıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.