İdris DOĞAN
Köşe Yazarı
İdris DOĞAN
 

PEYGAMBERLER İNSANLARDAN NE İSTEMİŞTİ?

Bize öğretilen, eğitimde başarı öğretimde kullanılacak metot/yöntem ve tekniklerin birbiriyle tamamlayıcı, iç içe, uyumlu kullanılmasına bağlıdır. Kur’an-ı Kerim, eğitim psikolojisinde verilen pek çok anlatım yöntemini mükemmel kullanır. Ki; bana göre bu, Kur’an-ı Kerim’in mucize oluşunun delillerinden biri, hatta en önemlisidir. Kur'an-ı Kerim’in anlatım sistemi, modern eğitim biliminde önem verilen birçok yöntemi, asırlar önce başarıyla kullanan, kendine özgü ve bütüncül bir eğitim metodudur. Bir eğitimci olarak söylemiş olayım. Kur'ân-ı Kerîm, sadece ne söylediğiyle değil, nasıl söylediğiyle de dikkat çeken ilahî bir hitaptır. Onun anlatım yöntemi, klasik bir tarih kitabı, hukuk metni veya felsefe eseri gibi değildir. İnsanın aklına, kalbine, vicdanına ve iradesine aynı anda hitap eden çok katmanlı bir anlatım tekniği kullanır. Kur'an-ı Kerim'in en etkili anlatım yollarından biri olan kıssalarda peygamberlerin hayatlarından kesitler aktarılır. Amaç tarih anlatmak değildir; olayların içindeki ibreti, ahlâkî ve imanî dersleri göstermektir. Benim zihnimi meşgul eden en önemli soru şu olmuştur: “Peygamberler insanlardan ne istemiş; kavmi/ halkı bu istekler karşısında nasıl bir tavır takınmış, ne gibi tepkiler göstermiştir?” Sık sık bu kıssalara döner, uzun uzun konu üzerine kafa yorarım. Kur'an'ın bu eğitim yöntemlerini en belirgin şekilde gördüğümüz kıssalardan biri de Hz. Şuayb'ın kıssasıdır. Diğerlerinde olduğu gibi, Şuayb Peygamber'in kıssası, sadece geçmişte yaşamış bir kavmin hazin sonunu anlatmak için Kur'an-ı Kerim’de yer almamıştır. O kıssa, her çağın insanına yöneltilmiş ilâhî bir uyarıdır. Çünkü toplumları ayakta tutan da yıkan da sahip oldukları servet, askerî güç veya görkemli şehirler değildir. Asıl belirleyici olan; hakka bağlılıkları, adalet anlayışları ve ahlâkî duruşlarıdır. Rivayetlere göre, Şuayb (a.s.) Hz. İbrahim ve Musa dâhil birkaç peygamberle ya akraba ya da hısımı olarak gösterilir. Şuayb Peygamber kavminden ne istemişti ki böylesine sert bir tepkiyle karşılaştı? Onlardan servet mi istedi? Makam mı istedi? Saltanat mı istedi? Hayır... O, ne insanların malına göz dikti ne de onların hürriyetine… Sadece Allah'a kullukta bulunmalarını, hak ve hukuka riayet etmelerini, ölçü ve tartıda dürüst olmalarını, güçlerini zulüm ve sömürü aracı hâline getirmekten kaçınmalarını dile getirdi. Fakat tarih bize gösteriyor ki, hakikatin çağrısı ne kadar berrak olursa olsun; çıkarlarını adaletin önüne koyan toplumlar, peygamberlerin sesine kulak vermek yerine onları susturmayı tercih etmiştir. İşte Şuayb Peygamber'in kavmine yaptığı başlıca uyarılar: 1. Sadece Allah’a kulluk edin. Kendinize Allah’tan başka tanrılar edinmeyin. 2. Ticari hayatınızda asla hile yapmayın, ölçüyü ve tartıyı tam yapın, hayatınızın hiçbir alanında adaletten ayrılmayın. 3. Sahip olduğunuz imkânlarla başkalarının mallarına haksız yere el koymaktan vazgeçin. 4. Gücünüzü mazlum, masum, garip, fakir fukarayı ezmek ve onları sömürmek için kullanmayın. 5. İnsanları birbirine düşürmeyin, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. 6. Zor ve tedhiş yoluyla inananları Allah yolundan alıkoymaya kalkışmayın. 7. Hak yolda giden insanları kendi yollarından saptırmayın.   Şuayb Peygamber'in daveti aslında son derece açık, sade ve insan fıtratına uygundu. O, kavmine yeni bir hayat tarzı teklif etmiyor; insanı insan yapan, toplumları ayakta tutan temel değerleri yeniden hatırlatıyordu.   Dikkat edilirse, Hz. Şuayb’ın istediği şeyler ne ulaşılması güç hayallerdi ne de insan tabiatına aykırı taleplerdi. O, Allah'a kulluk eden, hak ve hukuku gözeten, ticaretinde dürüst davranan, gücünü adalet için kullanan, insanların canını, malını ve inancını güvence altında tutan bir toplum istiyordu. Kısacası, medeniyetin temelini oluşturan ahlâkî ilkeleri yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Peki, böylesine makul, vicdanın da tasdik edeceği bu çağrı karşısında kavmi ne dedi:: “Ey Şuayb, Sen ve seninle beraber olanlar ya bizim dinimize döneceksiniz ya da sizi yurdumuzdan çıkaracağız.” Tehdidinde bulundu. Sonra şiddetli yer sarsıntısı ile sanki daha önce orada kimse yaşamamış gibi, kayalar içine oyulmuş evleri de yurtları da tarumar oldu.  Şuayb Peygamber aramızda olsa, bugün bizden ne isterdi? Ölçü ve tartıda dürüst olmaya mı? Hak ve hukuka riayet etmeye mi? Gücü zayıfı ezmek için değil, adaleti hâkim kılmak için kullanmaya mı? Yoksa inancı ve düşüncesi sebebiyle insanlara baskı yapmaktan vazgeçmeye mi? Yoksa bunların hepsini mi? Ya biz nasıl tepki verirdik?
Ekleme Tarihi: 06 Ağustos 2026 -Perşembe
İdris DOĞAN

PEYGAMBERLER İNSANLARDAN NE İSTEMİŞTİ?

Bize öğretilen, eğitimde başarı öğretimde kullanılacak metot/yöntem ve tekniklerin birbiriyle tamamlayıcı, iç içe, uyumlu kullanılmasına bağlıdır. Kur’an-ı Kerim, eğitim psikolojisinde verilen pek çok anlatım yöntemini mükemmel kullanır. Ki; bana göre bu, Kur’an-ı Kerim’in mucize oluşunun delillerinden biri, hatta en önemlisidir.

Kur'an-ı Kerim’in anlatım sistemi, modern eğitim biliminde önem verilen birçok yöntemi, asırlar önce başarıyla kullanan, kendine özgü ve bütüncül bir eğitim metodudur.

Bir eğitimci olarak söylemiş olayım. Kur'ân-ı Kerîm, sadece ne söylediğiyle değil, nasıl söylediğiyle de dikkat çeken ilahî bir hitaptır. Onun anlatım yöntemi, klasik bir tarih kitabı, hukuk metni veya felsefe eseri gibi değildir. İnsanın aklına, kalbine, vicdanına ve iradesine aynı anda hitap eden çok katmanlı bir anlatım tekniği kullanır.

Kur'an-ı Kerim'in en etkili anlatım yollarından biri olan kıssalarda peygamberlerin hayatlarından kesitler aktarılır. Amaç tarih anlatmak değildir; olayların içindeki ibreti, ahlâkî ve imanî dersleri göstermektir.

Benim zihnimi meşgul eden en önemli soru şu olmuştur: “Peygamberler insanlardan ne istemiş; kavmi/ halkı bu istekler karşısında nasıl bir tavır takınmış, ne gibi tepkiler göstermiştir?” Sık sık bu kıssalara döner, uzun uzun konu üzerine kafa yorarım.

Kur'an'ın bu eğitim yöntemlerini en belirgin şekilde gördüğümüz kıssalardan biri de Hz. Şuayb'ın kıssasıdır.

Diğerlerinde olduğu gibi, Şuayb Peygamber'in kıssası, sadece geçmişte yaşamış bir kavmin hazin sonunu anlatmak için Kur'an-ı Kerim’de yer almamıştır. O kıssa, her çağın insanına yöneltilmiş ilâhî bir uyarıdır. Çünkü toplumları ayakta tutan da yıkan da sahip oldukları servet, askerî güç veya görkemli şehirler değildir. Asıl belirleyici olan; hakka bağlılıkları, adalet anlayışları ve ahlâkî duruşlarıdır.

Rivayetlere göre, Şuayb (a.s.) Hz. İbrahim ve Musa dâhil birkaç peygamberle ya akraba ya da hısımı olarak gösterilir.

Şuayb Peygamber kavminden ne istemişti ki böylesine sert bir tepkiyle karşılaştı? Onlardan servet mi istedi? Makam mı istedi? Saltanat mı istedi? Hayır...

O, ne insanların malına göz dikti ne de onların hürriyetine… Sadece Allah'a kullukta bulunmalarını, hak ve hukuka riayet etmelerini, ölçü ve tartıda dürüst olmalarını, güçlerini zulüm ve sömürü aracı hâline getirmekten kaçınmalarını dile getirdi.

Fakat tarih bize gösteriyor ki, hakikatin çağrısı ne kadar berrak olursa olsun; çıkarlarını adaletin önüne koyan toplumlar, peygamberlerin sesine kulak vermek yerine onları susturmayı tercih etmiştir.

İşte Şuayb Peygamber'in kavmine yaptığı başlıca uyarılar:

1. Sadece Allah’a kulluk edin. Kendinize Allah’tan başka tanrılar edinmeyin.

2. Ticari hayatınızda asla hile yapmayın, ölçüyü ve tartıyı tam yapın, hayatınızın hiçbir alanında adaletten ayrılmayın.

3. Sahip olduğunuz imkânlarla başkalarının mallarına haksız yere el koymaktan vazgeçin.

4. Gücünüzü mazlum, masum, garip, fakir fukarayı ezmek ve onları sömürmek için kullanmayın.

5. İnsanları birbirine düşürmeyin, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.

6. Zor ve tedhiş yoluyla inananları Allah yolundan alıkoymaya kalkışmayın.

7. Hak yolda giden insanları kendi yollarından saptırmayın.

 

Şuayb Peygamber'in daveti aslında son derece açık, sade ve insan fıtratına uygundu. O, kavmine yeni bir hayat tarzı teklif etmiyor; insanı insan yapan, toplumları ayakta tutan temel değerleri yeniden hatırlatıyordu.

 

Dikkat edilirse, Hz. Şuayb’ın istediği şeyler ne ulaşılması güç hayallerdi ne de insan tabiatına aykırı taleplerdi. O, Allah'a kulluk eden, hak ve hukuku gözeten, ticaretinde dürüst davranan, gücünü adalet için kullanan, insanların canını, malını ve inancını güvence altında tutan bir toplum istiyordu.

Kısacası, medeniyetin temelini oluşturan ahlâkî ilkeleri yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Peki, böylesine makul, vicdanın da tasdik edeceği bu çağrı karşısında kavmi ne dedi::

“Ey Şuayb, Sen ve seninle beraber olanlar ya bizim dinimize döneceksiniz ya da sizi yurdumuzdan çıkaracağız.” Tehdidinde bulundu. Sonra şiddetli yer sarsıntısı ile sanki daha önce orada kimse yaşamamış gibi, kayalar içine oyulmuş evleri de yurtları da tarumar oldu. 

Şuayb Peygamber aramızda olsa, bugün bizden ne isterdi? Ölçü ve tartıda dürüst olmaya mı? Hak ve hukuka riayet etmeye mi? Gücü zayıfı ezmek için değil, adaleti hâkim kılmak için kullanmaya mı? Yoksa inancı ve düşüncesi sebebiyle insanlara baskı yapmaktan vazgeçmeye mi? Yoksa bunların hepsini mi?

Ya biz nasıl tepki verirdik?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.