Akşehir’in Hafız Yetiştiren Büyük Üstadı, Süleyman Necati Özus
Akşehir’de adının yaşatılmasını pek arzu ettiğim zatlardan biridir, İstanbullu Hoca. Akşehir’in Milli Mücadeledeki yeri ne kadar önemli ise, kendisinin de Milli Mücadeledeki yeri o kadar önemlidir.
“Söz uçar, yazı kalır.” Bazı şahsiyetler vardır ki yalnız yaşadıkları çağın insanları üzerinde değil, sonraki nesillerin hafızasında da iz bırakırlar. Onlar yalnızca talebe yetiştirmez; bir şehir kültürü, bir ilmî gelenek ve bir karakter mirası bırakırlar.
Akşehir’de “İstanbullu Hoca” diye tanınan Süleyman Necati Özus da böyle müstesna şahsiyetlerden biridir. Onun hayatı, yalnız bir âlimin biyografisi olarak değil; aynı zamanda babası Mehmet Nazım Bey’in yakın arkadaşı olan Süleyman Necati Efendi, Yazar Tarık Buğra’nın kaleminden doğan Küçük Ağa romanındaki “İstanbullu Hoca” tipinin arka planını anlamak bakımından da dikkat çekicidir.
Süleyman Necati Efendi, 1860 yılında o dönem Batum vilayetine bağlı olan, bugün ise Artvin sınırları içinde bulunan Ardanuç kazasında dünyaya geldi. İlk eğitimini memleketinde Seyyid Abdülvehhap Efendi’den aldı. Küçük yaşta Kur’an’a yönelen Necati Efendi, henüz on yaşında hafızlığını tamamladı.
İlmini ilerletmek için genç yaşta İstanbul’a gitti. Üsküdar’da Altunizade Camii hatibi olan Hafız Hasan Efendi’den Kur’an-ı Kerim’i tecvid ve kıraat usulüne göre yeniden okudu. Kur’an’ı, İmam-ı Cezerî’nin tarif ettiği tertil, tedvir ve tahdir kaidelerine uygun şekilde baştan sona hatmetti.
Kıraat ilminde derinleşmek isteyen Necati Efendi, Seyyid Abidin Efendi’den Kıraat-i Seb’a ve Vücûh-u Aşere usullerini öğrendi. Daha sonra Halil Hilmi Efendi’ye Kur’an’ı baştan sona okuyarak kıraat ilmindeki yetkinliğini geliştirdi. Mümtaz kurraların huzurunda yapılan imtihanlarda ehliyeti tasdik edildi.
Ayasofya’da yapılan son imtihanlarda Tayyibe ve Neşr-i Kebîr takriplerinden de başarıyla geçerek 1900 yılında kıraat icazeti aldı. Bununla yetinmeyen Necati Efendi, Arapça ve yüksek dini ilimler tahsili için medrese eğitimine devam etti. Abidin Efendi’den aldığı derslerin ardından 1906 yılında bu alanda da icazet sahibi oldu.
Ayrıca İranlı bir âlim olan Muînü’l-İslam’dan Farsça öğrenerek ilmini daha da genişletti.
Tahsil hayatını tamamladıktan sonra memleketine dönmek yerine İstanbul’da kaldı. Kısa sürede Kur’an tilavetindeki üstünlüğü ile dikkat çekti. Padişahın da namaza geldiği camide baş hafız olarak görevlendirildi. Kur’an tilavetindeki mahareti saray çevresinde de büyük takdir topladı. Bunun üzerine Sultan II. Abdülhamid tarafından saraya imam olarak tayin edildi.
Kendisine ayrıca Müezzin Ferraşiyeliği görevi verilerek Topkapı Sarayı’ndaki mukaddes emanetlerin sorumluluğu da emanet edildi. Hizmetlerindeki başarısından dolayı Sultan II. Abdülhamid tarafından fermanlı madalya ile taltif edildi.
1906 yılında müderrislik görevine başlayan Süleyman Necati Efendi, 1908’de Beşiktaş Vişnezade Camii’ne, 1910’da ise Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’ne tayin edildi ve burada ilmî hizmetlerini sürdürdü.
Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartları İstanbul’daki hayatını değiştirdi. Savaş yıllarında İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan Necati Efendi’nin yolu Bolvadin’e düştü. Burada Huffaz Mektebi ve Numune Mektebi’nde muallimlik yaparak dört yıl boyunca talebe yetiştirdi.
1922 yılında Bolvadin’den ayrılarak Akşehir’e geldi. Şehirde kısa sürede tanındı ve saygı gördü. Akşehir’in uleması ve ileri gelenleri kendisinden şehirde kalmasını rica etti. Bu talebi kabul eden Süleyman Necati Efendi, 1923 yılında Akşehir Medresesi İlmiye Müderrisliğine tayin edildi.
Medreselerin kapatılmasından sonra Akşehir Vaizliği görevine getirildi. Aynı zamanda İmam-Hatip Mektebi’nde Tefsir, Hadis ve Tevhid dersleri verdi.
1929 yılında Merkez İplikçi Camii İmam-Hatipliğine tayin edildi ve bu görevini vefatına kadar sürdürdü.
Süleyman Necati Efendi son derece zarif, vakur ve titiz bir insandı. Tertibe, düzene ve temizliğe büyük önem verirdi. Akşehir çarşısında yürürken herkes onun gelişini fark ederdi. Saygınlığı o kadar büyüktü ki, dükkân sahipleri ayağa kalkar, kapıya çıkar ve selamını beklerdi. Onun selamı halk arasında bir iltifat sayılırdı.
Buna karşılık çocuklara karşı son derece şefkatli ve merhametliydi. Talebeleriyle yakından ilgilenir, onları yalnız ilimle değil ahlâkla da yetiştirmeye çalışırdı.
1922 yılında başladığı İplikçi Camii Kur’an ve Huffaz Muallimliği görevini yıllarca sürdürdü. 1947 yılında ise Akşehir Müftülüğüne tayin edildi. Böylece müftülük, imam-hatiplik ve Kur’an muallimliği olmak üzere üç görevi aynı anda yürüttü.
Devletin ve milletin büyük yokluklar içinde olduğu yıllarda Süleyman Necati Efendi bütün hayatını Kur’an talebesi yetiştirmeye adadı.
1922’den 1953 yılına kadar yüzlerce talebe yetiştirdi. Onun talebeleri Türkiye’nin dört bir yanındaki camilerde imam, hatip ve müezzin olarak görev yaptı. Kur’an tilavetindeki üslubu o kadar belirgindi ki, bir hafız Kur’an okuduğunda ehli olanlar onun Süleyman Necati Efendi’nin talebesi olduğunu hemen anlayabiliyordu.
Konya, Isparta, Afyon ve Eskişehir bölgelerinden birçok talebe Akşehir’e gelerek ondan ders aldı. Bu talebeler arasında ilerleyen yıllarda müftülük makamına yükselenler de oldu.
Kur’an kıraatinde son derece titizdi. İplikçi Camii’nde bulunduğu vakitlerde cemaatten birinin Kur’an okuması kolay değildi. Hatalı okuyanları tereddüt etmeden uyarırdı. Buna karşılık güzel okuyanları büyük bir zevkle dinler, ders sonunda onları alnından öperek takdir ederdi.
İleri yaşlarında bile bu titizliğini hiç kaybetmedi. Doksan yaşını geçmiş olmasına rağmen bazen üç, bazen dört hafız öğrencisini aynı anda dinler; en küçük hatayı bile fark edip hemen düzeltirdi.
Uzun ve bereketli bir ömür süren bu büyük Kur’an hocası, bütün hayatını insan yetiştirmeye adadı. Onca hizmete rağmen kendisine bir ev bile edinmedi; kirada oturduğu mütevazı evinde hayata gözlerini yumdu.
Ardında ise yüzlerce talebe, sayısız hatıra ve Akşehir’in manevi hayatına kazınmış silinmez bir iz bıraktı.
Yıllar evvel ne demiştim: Akşehir’in Milli Mücadeledeki yeri ne kadar önemli ise, kendisinin de Milli Mücadeledeki yeri o kadar önemlidir.
Yüce Mevla mekânını cennet eylesin.
