Hayat insanı bazen beklenmedik döngülere sokar; duygularımız, yoğunluğumuz, yorgunluğumuz… Hepsi zaman zaman iniş çıkışlıdır. Ama bu dalgalanmaların arasında bir değer vardır ki; ne koşullar ne yaşanmışlıklar ne de karşımızdaki insanların tutumları onu zedeleyemez: saygı.
Benim için saygı pazarlığa kapalı bir ilkedir. Ne kişiye göre şekil değiştirir ne duruma göre eğilip bükülür. Saygı, iç dünyamın omurgasıdır; kırıldığında insanı ayakta tutan görünmez çizgi kaybolur. Bu yüzden saygıdan taviz vermek, kendimden taviz vermek gibidir.
Saygı sadece bir selam, bir jest ya da nezaket ifadesi değildir; insanın insana, insanın kendine ve hayata karşı duruşudur. İçsel yolculuğum bana şunu öğretti: Saygı bir başkası hak etti diye değil, ben böyle bir insan olmayı seçtim diye gösterilir.
Yani saygı, karşı tarafın değil, bizim karakterimizin imzasıdır.
Zaman gelir, karşımıza sınayan insanlar çıkar; üslubunu bozanlar, kırıcı olanlar, haksızlığı tercih edenler… Yine de saygımın çizgisini korurum. Çünkü başkasının seviyesine inmek kendimi kaybetmek, ilkemden vazgeçmek ise ruhuma vurulan bir çentiktir.
Saygı, en sakin insanın bile savunma hattıdır. Benim için bir prensip değil, bir varoluş hâlidir. İçimdeki düzenin, adaletin ve huzurun temelidir. Bu yüzden pazarlık konusu yapılmaz; kırpılamaz, azaltılamaz, duruma göre eğilip bükülemez. Saygı kişiyle değil, kendi özümle yaptığım bir anlaşmadır.
Ve bilirim ki saygının olduğu yerde huzur büyür; ilişkiler temizlenir, mesafeler sağlıklı hâle gelir. Saygının olmadığı yerde ise hiçbir duygu sağlıklı filiz vermez.
İşte bu yüzden hayatımın her alanında aynı cümleyi tekrarlarım: Saygı benim için pazarlığa kapalı bir ilkedir.
