Bazı tarihler takvim yapraklarında yazılıdır, bazılarıysa bir milletin kalbine kazınır. 29 Ekim, işte o tarihlerden biridir.
Bir millet düşünün… Yıllarca savaşmış, evlatlarını toprağa vermiş, anaların gözyaşlarıyla yoğrulmuş, nice geceler sabahın olup olmayacağını bilmeden beklemiş. Bir millet düşünün ki yorgun düşmüş ama umudunu kaybetmemiş; elinden imkânları alınmış ama iradesini kimseye teslim etmemiş. İşte Cumhuriyet, böyle bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun adıdır.
29 Ekim'i yalnızca bayrakların asıldığı, marşların söylendiği, meydanların kırmızı beyaza büründüğü bir gün olarak görmek, onun taşıdığı anlamı eksik anlamaktır. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı değil; bu topraklarda yaşayan insanların kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olduğunun bütün dünyaya ilanıdır.Ankara'da, Anadolu'nun yorgun ama başı dik insanlarının umutla beklediği o tarihi günde, bir milletin geleceği yeni bir ad aldı: Cumhuriyet.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde verilen mücadele, yalnızca cephelerde kazanılan zaferlerden ibaret değildi. O mücadele, bağımsız yaşamak isteyen bir halkın hürriyetine sahip çıkma iradesiydi. Ve Cumhuriyet, o iradenin devletin temeline yerleşmesiydi.
Bugün sokaklarımızda dalgalanan her bayrakta bir askerin fedakârlığını, her çocuğun gözlerindeki sevinçte bir milletin geleceğe duyduğu inancı, her İstiklâl Marşı'nda bağımsızlığın ne pahasına kazanıldığını hatırlamak gerekir.Çünkü biz bazen sahip olduğumuz değerlerin kıymetini, onları kazanmak için ödenen bedelleri unuttuğumuzda eksik anlıyoruz.
Oysa bu topraklarda özgürce konuşabilmek, geleceğimiz hakkında söz söyleyebilmek ve yarınlara kendi kararlarımızla yürüyebilmek, tarihin bize bıraktığı büyük bir mirastır. Bu miras, yalnızca geçmişe duyulan bir minnetle değil, geleceğe karşı üstlenilen bir sorumlulukla yaşatılır.
Cumhuriyet'i sevmek, yalnızca 29 Ekim günü bir bayrak taşımak değildir. Cumhuriyet'i sevmek; bir çocuğun eğitim hakkını savunmak, adaletin yanında durmak, emeğe saygı göstermek, farklı düşüncelere tahammül edebilmek ve bu ülkenin yarınlarına umutla bakabilmektir.
Zira Cumhuriyet, yalnızca geçmişten kalan bir emanet değil, her neslin yeniden sahip çıkması gereken bir ülküdür.
Ve bugün, 29 Ekim'de, Atatürk'ü anarken yalnızca onun açtığı yolu değil, o yolda yürümenin sorumluluğunu da hatırlamalıyız. Çünkü bir ülkenin geleceği, yalnızca kurucularının hayalleriyle değil, o hayalleri yaşatmaya kararlı nesillerin çabasıyla şekillenir.
Ben 29 Ekim'e baktığımda yalnızca bir bayram görmüyorum. Bir annenin evladını vatana uğurlarken yuttuğu gözyaşını, cephede son gücüyle direnen bir askerin inancını, yokluklar içinde geleceğe tutunan Anadolu insanının umudunu görüyorum.
Ve düşünüyorum…
Bir milletin en büyük zaferi, yalnızca bağımsızlığını kazanması değil; kazandığı bağımsızlığın kıymetini nesiller boyunca koruyabilmesidir.
Bugün Cumhuriyet'in ışığı altında yürüyorsak, yarın da o ışığın sönmemesi için çalışmak zorundayız. Çünkü bize düşen, geçmişin kahramanlıklarını yalnızca anlatmak değil, onların uğruna mücadele ettiği değerlere sahip çıkmaktır.
29 Ekim kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu Cumhuriyet'i kuranları, bağımsızlığımız uğruna mücadele edenleri ve vatanı için fedakârlık gösteren herkesi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın, özgürlüğünden ve bağımsızlığından vazgeçmeyen Türk milleti!
