21 Mayıs 1864…
Bir milletin Karadeniz’in karanlık sularına gömüldüğü tarih.
Bugün bazıları için sıradan bir tarih olabilir. Ama Çerkesler için bu tarih; yanmış köylerin, yetim kalmış çocukların, açlıktan kırılan insanların ve sürgün yollarında can veren annelerin tarihidir. Bu tarih, sadece bir göç değil; planlı bir yok etme operasyonunun adıdır.
sırasında Rus İmparatorluğu’nun yaptığı şey basit bir savaş değildi. Bu, bir halkı anayurdundan söküp atma hareketiydi. Çünkü onlar için mesele sadece toprak değildi; mesele Kafkasya’yı Çerkessiz bırakmaktı.
Köyler yakıldı.
Tarlalar yok edildi.
İnsanlar açlığa mahkûm edildi.
Teslim olmayanlar kurşuna dizildi.
Teslim olanlar ise ölüm gemilerine dolduruldu.
Karadeniz, o yıllarda su değil ceset taşıyordu.
Bugün “medeniyet”, “güç”, “imparatorluk” diye anlatılan o Rus yayılmacılığı; aslında kadınların feryadı, çocukların mezarsız ölümü ve sürgün yollarında parçalanan ailelerin üzerine kurulmuştur. Tarih kitaplarının satır aralarına sıkıştırılan gerçek budur.
Çerkesler ne yaptı?
Vatanlarını savundular.
Dağlarını savundular.
Onurlarını savundular.
Ve bunun bedelini sürgünle ödediler.
Dünyanın birçok yerinde yaşanan acılar nasıl “insanlık suçu” olarak kabul ediliyorsa, Çerkes halkının yaşadığı felaket de aynı şekilde tanınmalıdır. Çünkü bir halkı sistematik biçimde toprağından koparmak, nüfusunu dağıtmak ve kültürünü yok etmeye çalışmak açık bir insanlık suçudur.
Bugün hâlâ milyonlarca Çerkes anavatanından uzakta yaşıyorsa, bunun sebebi gönüllü göç değildir. Bunun sebebi Rus süngüsüdür.
Ve işin en acı tarafı şudur:
Dün Karadeniz kıyılarında ölüme terk edilen insanların torunları bugün hâlâ dedelerinin mezarını bile bilmiyor.
Çünkü onların mezarı bazen bir dağ yamacı, bazen bir sürgün yolu, bazen de Karadeniz’in dibidir.
21 Mayıs sadece geçmişi anma günü değildir.
21 Mayıs, unutmayacağız deme günüdür.
Çünkü unutulan her katliam, bir gün yeniden yaşanır.
