8 Mart’ı sadece bir kutlama günü sananlar var ama 8 Mart bir kutlamadan önce bir hatırlayıştır, bir vefa günüdür, bir emeğin ve bir direnişin adıdır çünkü kadın dediğin şey sadece bir cinsiyet değildir, kadın hayatın kendisidir.
Bir çocuğun ilk öğretmeni, bir evin direği, bir toplumun sessiz kahramanıdır. Dünyaya gelen her insan önce bir kadının yüreğinden geçer, önce bir annenin kucağında insan olur. O yüzden kadın meselesi bir günün meselesi değil, insanlığın meselesidir.
Tarih boyunca savaşlar olmuş, devletler yıkılmış, imparatorluklar çökmüş ama kadınlar hep ayakta kalmıştır. Erkekler cephede savaşırken kadınlar evde hayatı ayakta tutmuştur, erkekler düşmana karşı silah tutarken kadınlar yokluğa karşı direnmiştir. Açlığa, yoksulluğa, acıya rağmen hem anne olmuş hem baba olmuş hem umut olmuştur. Çanakkale’de cepheye mermi taşıyan da kadındı, Kurtuluş Savaşı’nda sırtında çocuğuyla kağnı çeken de kadındı. O yüzden bu milletin tarihinde kadın sadece evde değildir, bu milletin kaderinde bizzat vardır.
8 Mart kadının ne kadar güçlü olduğunu hatırlama günüdür çünkü kadın hayata en çok yük bindirilen ama en az şikâyet edendir. Sabah herkesten önce uyanan, gece herkesten sonra yatan, yorulduğunu en az belli edendir. Bir çocuğun hastalığında uykusuz kalan, bir ailenin derdini içine atan, gözyaşını kimseye göstermeyendir. Kadın çoğu zaman sessizdir ama o sessizliğin içinde büyük bir emek, büyük bir sabır, büyük bir fedakârlık vardır.
Kadın sadece anne değildir, sadece eş değildir, sadece evlat değildir; kadın aynı zamanda akıldır, üretendir, emektir, alın teridir. Tarlada çalışan da kadındır, fabrikada çalışan da, okulda öğreten de, hastanede iyileştiren de. Toplumu ayakta tutan görünmeyen kolonlar varsa o kolonların en güçlüsü kadındır.
8 Mart’ın çıkış hikâyesi de zaten emeğin hikâyesidir; hakkını arayan, insan gibi yaşamak isteyen, emeğinin karşılığını isteyen kadınların direnişidir. Bu yüzden 8 Mart sadece çiçek verilen bir gün değil, saygı duyulması gereken bir gündür çünkü kadın sadece sevilmeyi değil, anlaşılmayı ve değer görmeyi hak eder.
Bir toplum kadına ne kadar değer veriyorsa o toplum o kadar güçlüdür. Kadını yok sayan, kadını susturan, kadını ikinci plana atan toplumlar aslında kendi geleceğini zayıflatır çünkü kadın güçlü olursa aile güçlü olur, aile güçlü olursa toplum güçlü olur.
8 Mart bize şunu hatırlatır: Kadın hayatın kenarında değil tam merkezindedir. Bir milletin yetiştirdiği evlatların karakterinde annenin izi vardır. Bir çocuğun vicdanında, merhametinde, duruşunda annesinin terbiyesi vardır. O yüzden kadın sadece birey değil, nesil yetiştirendir. Belki de bu yüzden kadın en çok yorulandır ama en az kıymeti bilinendir, en çok fedakârlık yapan ama en az teşekkür edilendir.
8 Mart işte bu unutulan teşekkürün günüdür. Bir annenin evladına bakışında, bir kız çocuğunun hayallerinde, bir kadının gözlerindeki yorgun ama dimdik duran bakışta aslında insanlığın özü vardır. Kadın hayatın yükünü taşıyandır, kadın sabrın adıdır, kadın merhametin adıdır, kadın direnişin adıdır ve 8 Mart işte bu gerçeği hatırlama günüdür.
