Saynur OKUMUŞ
Köşe Yazarı
Saynur OKUMUŞ
 

“ENGEL DEĞİL, GÖRMEYEN GÖNÜLLERDİR…”

Bazı insanlar yürüyemez… Bazıları duyamaz… Bazıları göremez… Ama en ağır engel; hissedemeyen, anlayamayan ve görmezden gelen kalplerdir. Engelliler Haftası, yalnızca takvimde yer alan birkaç günden ibaret değildir. Bu hafta; vicdanın, empatinin ve insan olmanın yeniden hatırlanması gereken bir zaman dilimidir. Çünkü engellilik, sadece bireyin taşıdığı fiziksel ya da zihinsel bir durum değil; toplumun oluşturduğu şartlarla büyüyen ya da küçülen bir yaşam mücadelesidir. Bir kaldırımın yüksek yapılması… Bir okul kapısının erişime uygun olmaması… Bir çocuğun oyun dışında bırakılması… Bir bireyin iş alınırken önyargıyla değerlendirilmesi… İşte gerçek engeller çoğu zaman bunlardır. Oysa ülkemizde anayasal eşitlik ilkesi doğrultusunda, özel gereksinimli bireylerin eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal yaşama katılım hakları çeşitli yasa ve yönetmeliklerle güvence altına alınmıştır. Ancak kanunların satırlarda kalmaması gerekir. Asıl mesele; bu hakların günlük yaşamın doğal bir parçası hâline gelmesidir. Çünkü erişilebilirlik yalnızca mimari bir düzenleme değil, aynı zamanda bir insanlık meselesidir. Bir çocuğun tekerlekli sandalyesiyle rahatça sınıfına ulaşabilmesi… Bir annenin, çocuğunun dışlanmadan arkadaş edinebildiğini görmesi… Bir bireyin yardım beklemeden kendi hayatını sürdürebilmesi… Bunlar “lütuf” değil, en temel insan hakkıdır. Engelli bireyler; eksik insanlar değil, farklı mücadelelerin kahramanlarıdır. Hayata çoğu zaman bizden daha güçlü tutunurlar. Sabretmeyi, mücadeleyi, yeniden başlamayı belki de en iyi onlar öğretir bize. Toplum olarak bazen yanlış bir merhamet dili kuruyoruz. Oysa onların acımaya değil; anlaşılmaya, desteklenmeye ve eşit fırsatlara ihtiyacı vardır. Çünkü gerçek sevgi, bir insanı eksik görmek değil; olduğu haliyle kabul edebilmektir. Özellikle eğitim ortamlarında çocuklara küçük yaşlardan itibaren empati kültürünü kazandırmak büyük önem taşır. Bir sınıfta farklılıkların doğal karşılandığı bir iklim oluştuğunda, geleceğin toplumu da daha vicdanlı olur. Çünkü çocuklar; anlatılanı değil, yaşatılanı öğrenir. Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bir gün ben de aynı şartlarda yaşasaydım, nasıl bir toplum görmek isterdim?” Cevabı aslında hepimiz biliyoruz. Engeller bedenlerde olabilir… Ama sevgi, anlayış ve vicdan varsa; hiçbir yol gerçekten kapalı değildir.
Ekleme Tarihi: 16 Mayıs 2026 -Cumartesi
Saynur OKUMUŞ

“ENGEL DEĞİL, GÖRMEYEN GÖNÜLLERDİR…”

Bazı insanlar yürüyemez…
Bazıları duyamaz…
Bazıları göremez…
Ama en ağır engel; hissedemeyen, anlayamayan ve görmezden gelen kalplerdir.

Engelliler Haftası, yalnızca takvimde yer alan birkaç günden ibaret değildir. Bu hafta; vicdanın, empatinin ve insan olmanın yeniden hatırlanması gereken bir zaman dilimidir. Çünkü engellilik, sadece bireyin taşıdığı fiziksel ya da zihinsel bir durum değil; toplumun oluşturduğu şartlarla büyüyen ya da küçülen bir yaşam mücadelesidir.

Bir kaldırımın yüksek yapılması…
Bir okul kapısının erişime uygun olmaması…
Bir çocuğun oyun dışında bırakılması…
Bir bireyin iş alınırken önyargıyla değerlendirilmesi…

İşte gerçek engeller çoğu zaman bunlardır.

Oysa ülkemizde anayasal eşitlik ilkesi doğrultusunda, özel gereksinimli bireylerin eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal yaşama katılım hakları çeşitli yasa ve yönetmeliklerle güvence altına alınmıştır. Ancak kanunların satırlarda kalmaması gerekir. Asıl mesele; bu hakların günlük yaşamın doğal bir parçası hâline gelmesidir. Çünkü erişilebilirlik yalnızca mimari bir düzenleme değil, aynı zamanda bir insanlık meselesidir.

Bir çocuğun tekerlekli sandalyesiyle rahatça sınıfına ulaşabilmesi…
Bir annenin, çocuğunun dışlanmadan arkadaş edinebildiğini görmesi…
Bir bireyin yardım beklemeden kendi hayatını sürdürebilmesi…

Bunlar “lütuf” değil, en temel insan hakkıdır.

Engelli bireyler; eksik insanlar değil, farklı mücadelelerin kahramanlarıdır. Hayata çoğu zaman bizden daha güçlü tutunurlar. Sabretmeyi, mücadeleyi, yeniden başlamayı belki de en iyi onlar öğretir bize.

Toplum olarak bazen yanlış bir merhamet dili kuruyoruz. Oysa onların acımaya değil; anlaşılmaya, desteklenmeye ve eşit fırsatlara ihtiyacı vardır. Çünkü gerçek sevgi, bir insanı eksik görmek değil; olduğu haliyle kabul edebilmektir.

Özellikle eğitim ortamlarında çocuklara küçük yaşlardan itibaren empati kültürünü kazandırmak büyük önem taşır. Bir sınıfta farklılıkların doğal karşılandığı bir iklim oluştuğunda, geleceğin toplumu da daha vicdanlı olur. Çünkü çocuklar; anlatılanı değil, yaşatılanı öğrenir.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Bir gün ben de aynı şartlarda yaşasaydım,
nasıl bir toplum görmek isterdim?”

Cevabı aslında hepimiz biliyoruz.

Engeller bedenlerde olabilir…
Ama sevgi, anlayış ve vicdan varsa; hiçbir yol gerçekten kapalı değildir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.