Saynur OKUMUŞ
Köşe Yazarı
Saynur OKUMUŞ
 

KÜLLERİNDEN UYANAN İNSAN: HIDIRELLEZ BİR RİTÜEL DEĞİL, HATIRLAYIŞTIR

Hıdırellez, takvimde işaretlenmiş sıradan bir gün değildir; insanın kendi özüne, doğayla kurduğu o kadim bağa geri çağrıldığı bir eşiktir. Toprak uyanırken aslında insanın içindeki derin uyku da sarsılır. Çünkü insan, çoğu zaman unuttuğu bir gerçeğin tam ortasında yaşar: O, doğanın sahibi değil, onun bir parçasıdır. Her yıl yakılan ateşlerin etrafında toplanırız. Dilekler tutulur, kağıtlara yazılır, umutlar suya bırakılır. Ama belki de en büyük yanılgıma burada başlar. Çünkü insan, dileklerinin gerçekleşmesini isterken çoğu zaman kendisiyle yüzleşmekten kaçınır. Oysa gerçek değişim, dışarıdan gelecek bir mucizeyle değil, insanın kendi içindeki cesaretle başlar. Hıdırellez’in anlatısında Hz. Hızır ile İlyas’ın buluşması vardır; biri karanın, diğeri suyun temsilcisidir. Bu, yalnızca mitolojik bir hikâye değil, insanın kendi içindeki bölünmüşlüğün simgesidir. Akıl ve kalp, geçmiş ve gelecek, korku ve umut… Biz de sürekli birbirini arayan iki yarımızla yaşarız. Belki de Hıdırellez, bu iki parçanın kısa süreliğine de olsa birbirine dokunabildiği o nadir anlardan biridir. Ateşten atlamak, dışarıdan bakıldığında basit bir gelenek gibi görünür. Oysa insan, o ateşin üzerinden sıçrarken aslında korkularının üzerinden atlamayı dener. Ateş yakar ama aynı zamanda arındırır. Ve insan, hayatı boyunca bu ikilemde kalır: Yanarak yok olmak mı, yoksa yanarak dönüşmek mi? Bugünün hızla tüketen dünyasında dilekler bile yüzeyselleşti. İnsan ne istediğini değil, ne istemesi gerektiğini düşünür hale geldi. Oysa Hıdırellez, yavaşlamayı fısıldar. Toprağa dokunmayı, suyu dinlemeyi, ateşe bakmayı... Yani en başa dönmeyi. Çünkü hakikat çoğu zaman ileride değil, başlangıçta saklıdır. Belki de en çarpıcı gerçek şudur: Hıdırellez, gerçekleşmeyen dileklerin de bayramıdır. Çünkü her dilek, insanı kendine bir adım daha yaklaştırır. Ve insanın kendine yaklaştığı her an, sessiz bir mucizeye dönüşür. Bu yüzden bu gece dilek tutarken durup düşünmek gerekir: Gerçekten ne istiyorum? Kendi sesimi mi dinliyorum, yoksa bana öğretilenleri mi tekrar ediyorum? Çünkü insanın en gerçek baharı, doğanın değil, farkındalığının yeşerdiği andır.
Ekleme Tarihi: 07 Mayıs 2026 -Perşembe
Saynur OKUMUŞ

KÜLLERİNDEN UYANAN İNSAN: HIDIRELLEZ BİR RİTÜEL DEĞİL, HATIRLAYIŞTIR

Hıdırellez, takvimde işaretlenmiş sıradan bir gün değildir; insanın kendi özüne, doğayla kurduğu o kadim bağa geri çağrıldığı bir eşiktir. Toprak uyanırken aslında insanın içindeki derin uyku da sarsılır. Çünkü insan, çoğu zaman unuttuğu bir gerçeğin tam ortasında yaşar: O, doğanın sahibi değil, onun bir parçasıdır.

Her yıl yakılan ateşlerin etrafında toplanırız. Dilekler tutulur, kağıtlara yazılır, umutlar suya bırakılır. Ama belki de en büyük yanılgıma burada başlar. Çünkü insan, dileklerinin gerçekleşmesini isterken çoğu zaman kendisiyle yüzleşmekten kaçınır. Oysa gerçek değişim, dışarıdan gelecek bir mucizeyle değil, insanın kendi içindeki cesaretle başlar.

Hıdırellez’in anlatısında Hz. Hızır ile İlyas’ın buluşması vardır; biri karanın, diğeri suyun temsilcisidir. Bu, yalnızca mitolojik bir hikâye değil, insanın kendi içindeki bölünmüşlüğün simgesidir. Akıl ve kalp, geçmiş ve gelecek, korku ve umut… Biz de sürekli birbirini arayan iki yarımızla yaşarız. Belki de Hıdırellez, bu iki parçanın kısa süreliğine de olsa birbirine dokunabildiği o nadir anlardan biridir.

Ateşten atlamak, dışarıdan bakıldığında basit bir gelenek gibi görünür. Oysa insan, o ateşin üzerinden sıçrarken aslında korkularının üzerinden atlamayı dener. Ateş yakar ama aynı zamanda arındırır. Ve insan, hayatı boyunca bu ikilemde kalır: Yanarak yok olmak mı, yoksa yanarak dönüşmek mi?

Bugünün hızla tüketen dünyasında dilekler bile yüzeyselleşti. İnsan ne istediğini değil, ne istemesi gerektiğini düşünür hale geldi. Oysa Hıdırellez, yavaşlamayı fısıldar. Toprağa dokunmayı, suyu dinlemeyi, ateşe bakmayı... Yani en başa dönmeyi. Çünkü hakikat çoğu zaman ileride değil, başlangıçta saklıdır.

Belki de en çarpıcı gerçek şudur: Hıdırellez, gerçekleşmeyen dileklerin de bayramıdır. Çünkü her dilek, insanı kendine bir adım daha yaklaştırır. Ve insanın kendine yaklaştığı her an, sessiz bir mucizeye dönüşür.

Bu yüzden bu gece dilek tutarken durup düşünmek gerekir: Gerçekten ne istiyorum? Kendi sesimi mi dinliyorum, yoksa bana öğretilenleri mi tekrar ediyorum?

Çünkü insanın en gerçek baharı, doğanın değil, farkındalığının yeşerdiği andır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.