Günler geçer, yıllar biter ancak bazı vakitler vardır ki denk geliş değil, ilahi bir işarettir onlar. 26 Ağustos 1922 de öyle bir işarettir, Malazgirtten tam 851 yıl sonra Anadolu'nun tapusunun halen bizde olduğunu kanıtladık. 851 yıl öncesinde Anadolu'ya adım attık, o gün ise Anadolu'dan çıkmayacağımızı tüm dünyaya gösterdik.[1]
Taaruzdan 1 yıl öncesinde Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmış ancak düşman Afyonkarahisar-Eskişehir hattında bekliyordu.[2] Türk ordusu savunmada bekleyemezdi, Anadolu'nun kaynakları sınırlıydı, savaş uzadıkça ekonomik yük artıyordu. Sonsuza kadar savunmada beklemek ne kadar zorsa, doğrudan saldırmakta bir o kadar tehlikeliydi; çünkü Yunan ordusunda daha çok top, daha çok makineli tüfek, geniş savunma mevzileri, güçlü tahkimatları vardı.[3] Ancak şu hesap edilmiyordu: Türk ordusunun son çaresi olan bu taaruz, Yunan ordusu için bir son değildi. Buda her şeyi değiştirebilecek kabiliyette unsurdur.
Tabiiki sahada durumları değerlendirdiğimizde tablo şu yöndeydi: rastgele bir saldırı yapılamazdı. Yunan ordusunun zayıf noktası bulunup, o zayıf nokta üzerinden gidilecekti.[4] Çünkü Yunan ordusunda pek çok genç vardı ve çoğu savaşmayı istemiyordu bile. Bu sürpriz ile dağılan Yunan ordusunun toplanmasına imkan bulunmayacaktı.
Ancak şu durum vardı: Mustafa Kemal Paşa her ne kadar taaruz edelim diyorsada, diğer paşalar Yunan'a kesinlikle saldırmayalım demiyorlardı; ancak “şimdi saldırsak kazanabilir miyiz?” diyorlardı. Sakarya'daki ciddi kayıplar bu akıldaki soru işaretlerine sebebiyet veriyordu. Fevzi Paşa ve İsmet Paşa bu konuda pek titizlerdi, hatta Mustafa Kemal Paşaya pek çok kez muhalefet etmişlerdi bu konularda. Çünkü Fevzi Paşa ve İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa ne yapmak istiyorsa onu yapmak niyetinde değillerdi; onlar asker sayısını, cephane durumunu, topçu gücünü, ikmal kapasitesini, Yunan savunmasını, olası geri çekilme durumunu, yani kısaca tüm her şeyi hesap etmek zorundalardı.[5]
Fevzi Paşa ve İsmet Paşa en sonunda saldırıya ikna olsalarda, nasıl saldıralım değil, ne zaman saldıralıma odaklıydılar. Çünkü hazırlık için vakit gerekliydi. Cephe hattında sabah bir hareketlilik olsa, anında farkedecek olan Yunanlılarda harekete geçeceklerdi. Bu yüzden geceleri hazırlıklar yapılıyordu. Cephaneler ve askerler cepheye gizlice sevk edildiler. Türk ordusu belirli bir bölgede kuvvet üstünlüğü oluşturarak saldırı bölgesine intikal ettiriliyorlardı.[6]
12 Ağustos tarihinde Mustafa Kemal Paşa attan düşerek kaburga kemiğini kırmıştı. Doktorlar dinlenmesini tavsiye ettiler; ancak birkaç günlük istirahatten sonra o hazırlıkların başına geri döndü.
Türk ordusu ana birliklerini taaruz noktasına yerleştiriyordu ancak Yunan ordusu halen nereden saldırı geleceğini bilmiyordu. Cephe boyunca saldırılacağını düşünüp ordu yayılacak ve savunma dirençleri azaltılacaktı.[7] 17 Ağustosta Ankara'dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa, 20 Ağustos 1922 de Akşehirdeydi.[8] Orada İsmet Paşa ve Fevzi Paşayla birlikte bir araya gelip artık taaruz yapalım mı tartışmasını geçip tarihi belirleyip, 26 Ağustosta nasıl yapalımı konuşuyorlardı.[9]
Önemli malumatlar komutanlara iletiliyor, tüm herkes hazır biçimde bekliyordu. Ve 26 Ağustos sabaha karşı top atışları başladı. Kocatepede Mustafa Kemal Paşada bulunuyordu. Topçu atışlarının ardından piyadeler ileri çıkmıştı. Türk ordusu Yunan savunma hatlarına hücum ettiler. Buradaki amaç cepheyi yarmaktı. Türk birlikleri özellikle Afyon'un güneybatısına yerleştirilmişti. Yunan saldırıyı farkedene kadar Türk ordusu savunma mevzilerini almıştı.[10]
27 Ağustos'ta Afyon'un tamamı ele geçirildi. Bu Yunan savunmasına büyük bir darbe vurmuştu. Artık Yunanın geri çekilmesi ihtimali ciddi şekilde artıyor ve Yunan için vakit daralıyordu. Türk ordusu sadece cepheyi yarmaya çalışmıyor, Yunan ordusunun arasına girmeyede çalışıyordu. Bunu Türk süvarileri göğüslüyordu. İletişim yollarını, ikmal yollarını ve dahi geri çekilme yollarını dahi ele geçirip Yunan ordusunu kuşatıyordu.[11]
30 Ağustosta Yunan ordusu Dumlupınarda sıkıştırılmış ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi gerçekleştirilmişti. Muharebe sonucunda Yunan ordusu ana kuvvetleri ağır bir hezimete uğratılmış, artık Anadolu'da bir cephe daha kurup Türk ordusuna karşı mücadele edebilmesi imkansız haldeydi.[12]
Mustafa Kemal Paşamızın "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir!" emriyle birlikte Türk ordusu olağanüstü bir hızla ilerlemeye başladı.[13] 1 Eylül'de verilen bu emrin üzerinden henüz 8 gün geçmişken Türk ordusu İzmir'e ulaşmış, Yunan ordusunun Anadolu'daki askerî düzenini tamamen parçalamıştı.[14] Geri çekilme yolları ele geçirilip Yunan ordusuna başka çare verilmiyordu. Artık tek bir hedef kalmıştı, o da İzmir.
8 Eylül'de Türk ordusu Manisa'ya girdiğinde Yunan ordusu çoktan çekilmişti.[15] Ve 9 Eylül sabahı Yüzbaşı Şerafettin Bey ve Yüzbaşı Zeki Bey komutasındaki süvari birlikleri İzmir'e giren ilk birliklerdi.[16] Bu birlikler Fahrettin Paşa komutasındaki birliklerdi ve şehrin askeri idarisini kontrolü altına alan Paşamızda Fahrettin Paşamızdır.[17] 10 Eylül günü Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Fahrettin Paşa ve İsmet Paşa İzmir'e gelmişlerdir.[18]
26 Ağustosta başlayan muharebe 9 Eylül'de son bulmuştu.[19] Dış düşmanlarımıza karşı olan savaşımızı kazanmıştık artık. Bu savaş hepimize ders olmalı çünkü Atamızın Gençliğe Hitabesinde dediği gibi, "İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur."[20]
Bu sözler aklımızdan çıkmadığı müddetçe bize bir daha böyle bir ders gerekmez. Ey Türk istikbalinin evladı, damarlarındaki asil kanı unutma; sen unuttukça karşındakiler sana hatırlatacaklardır. Dün 26 Ağustosta başlamış olan muharebede biz sadece dış düşmanları yendik, iç düşmanlarla olan mücadelemiz halen devam etmektedir. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.
Kaynakça
[1] İsmet Görgülü, Büyük Taarruz, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s. 8-10. Büyük Taarruz'un hazırlık süreci, taarruz planı ve başlangıç safhası.
[2] İsmet Görgülü, Büyük Taarruz, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s. 8-9. Sakarya sonrasında Yunan kuvvetlerinin durumu ve Türk ordusunun taarruz hazırlıkları.
[3] Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 2. Kitap: Büyük Taarruz (1-31 Ağustos 1922), Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1995, s. 13-16. Büyük Taarruz öncesinde Türk ve Yunan kuvvetlerinin askerî durumu ve silah gücü.
[4] Güzin Çaykıran, “Büyük Taarruz’un Kalpgâhı: 4’üncü Kolordu (26-30 Ağustos 1922)”, Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, C. 20, S. 34, 2023, s. 257-260. Taarruz ağırlık merkezinin belirlenmesi ve Afyon bölgesindeki kuvvet yoğunlaştırması.
[5] İsmet Görgülü, Büyük Taarruz, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s. 8-9; Kazım Özalp, Millî Mücadele I (1919-1922), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1985, s. 228-230. Komuta kademesindeki değerlendirmeler ve taarruz hazırlıkları. Bu iki sayfa aralığı akademik bir çalışmanın dipnotunda da doğrudan bu şekilde gösterilmektedir.
[6] Şükrü Erkal – Özden Çalhan, Türk İstiklal Harbi: Batı Cephesi, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), II. Cilt, 6. Kısım, 1. Kitap, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994, s. 49; Tevfik Ercan, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz’a Hazırlık ve 26 Ağustos 1922”, Büyük Taarruz, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1992, s. 106.
[7] İsmet Görgülü, Büyük Taarruz, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s. 10. Taarruz planı ve Yunan ordusunun aldatılması.
[8] T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1922 Kronolojisi, 17 Ağustos ve 20 Ağustos 1922 tarihli kayıtlar. Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'dan ayrılması ve Akşehir'e gelişi. Bu kaynak internet kronolojisi olduğundan basılı sayfa numarası bulunmamaktadır.
[9] Zekeriya Türkmen, “Mustafa Kemal Paşanın Büyük Taarruz Hazırlıkları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. 20-21 Ağustos 1922 tarihli toplantı ve taarruz planının komutanlara açıklanması. Makalenin ilgili bölümü.
[10] Millî Savunma Bakanlığı, Atatürk Sitesi – Büyük Taarruz. 26 Ağustos 1922 sabahındaki topçu hazırlığı ve taarruzun başlangıcı. İnternet kaynağı olduğundan sayfa numarası bulunmamaktadır.
[11] Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 2. Kitap: Büyük Taarruz (1-31 Ağustos 1922), Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1995, s. 183, 214, 232, 241-244. 27-30 Ağustos arasındaki takip, kuşatma ve Yunan kuvvetlerinin geri çekilme yollarının kesilmesi. Akademik çalışmalarda bu sayfalar doğrudan kaynak gösterilmektedir.
[12] Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 2. Kitap: Büyük Taarruz (1-31 Ağustos 1922), Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1995, s. 241-244. Dumlupınar muharebesi ve Yunan ana kuvvetlerinin imhası.
[13] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” emriyle ilgili bölüm. Ayrıca 1 Eylül 1922 emri için 1922 kronolojisi.
[14] Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 3. Kitap: Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1995, s. 91, 102-104, 118 ve devamı. Takip harekâtı ve Yunan ordusunun Anadolu'dan çekilmesi.
[15] Aynı eser, Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 3. Kitap: Büyük Taarruzda Takip Harekâtı, Ankara, 1995, s. 118 ve devamı. Manisa ve İzmir yönündeki takip harekâtı.
[16] Kemal Arı, “Kuruluşun ve Kurtuluşun Sembol Kenti İzmir”, İzmir'in kurtuluşuna ilişkin çalışma; Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 3. Kitap: Büyük Taarruzda Takip Harekâtı, Ankara, 1995, s. 172-174. İzmir'e giren öncü süvari birlikleri.
[17] Fahrettin Altay, İstiklâl Harbimizde Süvari Kolordusu, İnsel Kitabevi, İstanbul, 1949, s. 49. Fahrettin Paşa'nın süvari birliklerinin İzmir harekâtındaki rolü. Ayrıca İsmet Görgülü, Büyük Taarruz, Ankara, 1992, s. 17-18.
İSAM Makaleler
[18] 10 Eylül 1922'de Mustafa Kemal Paşa'nın İzmir'e gelişi için Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk ve İzmir'in kurtuluşuna ilişkin resmî kronolojiler kullanılabilir. Bu madde için doğrulanmış basılı sayfa numarası vermiyorum.
[19] Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, 6. Kısım, 3. Kitap: Büyük Taarruzda Takip Harekâtı, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1995, s. 172-174. İzmir'e giriş ve takip harekâtının son safhası.
[20] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Gençliğe Hitabe bölümü.
