Saynur OKUMUŞ
Köşe Yazarı
Saynur OKUMUŞ
 

KAFANDA KİLOMETRE YAPACAĞINA, YOLDA YAP!

Kübra’ya İtafen... Bazı insanlar vardır; bir iş yerinde karşılaştıkları birkaç kişinin yüzünden, günün geri kalanını kendi zihinlerinde ikinci bir mesaiye dönüştürürler. Söylenen bir söz, atılan bir bakış, yapılmayan bir selam… O an geçer, mesai biter, kapılar kapanır; ama zihin kapanmaz. İnsan eve gider, koltuğa oturur, çayını koyar; yine de kafasının içinde aynı koridorlarda dolaşır. Aynı cümleleri yeniden duyar, veremediği cevapları verir, yaşanmamış tartışmaları yaşar. Bedeni evdedir, zihni hâlâ iş yerinde nöbettedir. Peki, insan kendine sormalı: Bir başkasına ayırdığım bu zihinsel mesai, benim ömrümden ne götürüyor? Başkasının birkaç dakikalık davranışını saatlerce düşünmek, onun hayatımızda hak ettiğinden daha büyük bir yer kaplamasına izin vermek değil midir? Bazen bir insanı yanımızda tutan şey aynı odada bulunmamız değil, onu zihnimizde durmadan ağırlamamızdır. İşte tam da burada, hayatın ortasına bir cümle bırakmak gerekiyor: Kafanda kilometre yapacağına, yolda yap! Elbette direksiyona geçip her sorundan kaç demek değil bu. Her anlaşmazlıkta bavul toplamak, her zor insanda istifa etmek, her kırgınlıkta kapıyı çarpıp gitmek de çözüm değil. Söylemek istediğim başka: Çözemediğin bir meseleyi zihninde yüzlerce kez döndürmek yerine, kendine iyi gelecek somut bir adım at. Bazen konuş, bazen sınır koy, bazen hakkını ara; hiçbir şey değişmiyorsa ve imkânın varsa, yönünü değiştir. Ama aynı acıyı zihninde yeniden üretmeyi hayatının ana uğraşı hâline getirme. Çünkü zihin, insanın en verimli çalışma alanı olabileceği gibi, en yorucu hapishanesine de dönüşebilir. İçerideki mahkûm çoğu zaman kendimiziz; gardiyan ise tekrar tekrar düşündüğümüz cümleler. “Bana neden öyle dedi?”, “Aslında ne demek istedi?”, “Şöyle cevap verseydim ne olurdu?” Sorular uzar, senaryolar çoğalır, fakat gerçek değişmez. Zihinsel tekrar, her zaman çözüm üretmez; bazen yalnızca yarayı kaşır, öfkeyi tazeler ve insanın bugünden çalar. Felsefe bize, kontrol edebildiğimizle edemediğimiz şeyleri ayırmayı öğretir. Başkasının nezaketini, kıskançlığını, öfkesini ya da karakterini bizim yönetmemiz mümkün değildir. Fakat davranış karşısında nasıl bir sınır çizeceğimizi, hangi sözü ciddiye alacağımızı, neyi görmezden geleceğimizi ve enerjimizi nereye yönelteceğimizi seçebiliriz. Bu seçim, güçsüzlük değil; insanın kendi hayatının sorumluluğunu yeniden eline almasıdır. İş yeri, herkesin birbirini sevmek zorunda olduğu bir sahne değildir. Farklı karakterler, farklı beklentiler ve farklı hayat hikâyeleri aynı çatı altında buluşur. Ne var ki birlikte çalışmak, birbirimizin huzurunu bozma hakkı vermez. Saygı, profesyonellik ve adalet, kişisel sempatiye bağlı lüksler değil; ortak yaşamın temel şartlarıdır. Bir yerde sürekli aşağılanıyor, yıldırılıyor ya da emeğiniz değersizleştiriliyorsa mesele yalnızca sizin tahammülünüz değildir. Sorunu açıkça ifade etmek, yaşananları gerektiğinde kayıt altına almak, yöneticilerden veya ilgili kurumlardan destek istemek ve koşullar değişmiyorsa başka seçenekleri değerlendirmek meşru adımlardır. Mesafe bazen kaçış değil, aklın ve özsaygının aldığı karardır. İnsan, her savaşa girmek zorunda değildir; her tartışmayı kazanmak da zorunda değildir. Bazen en güçlü cevap, gereksiz bir çekişmeye daha fazla enerji vermemektir. Bazen de gitmek, kalıp her gün biraz daha tükenmekten daha cesur bir tercihtir. Yeter ki gidişimiz yalnızca öfkenin ani kararı olmasın; kendimizi korumak ve hayatımızı iyileştirmek için düşünülmüş bir yön değişikliği olsun. Edebiyatın kahramanları da bize bunu anlatır: İnsan bazen uzak diyarlara gider ama içindeki düğümü yanında taşır; bazen de yerinden hiç ayrılmadan, gerçeği kabul ettiği gün büyük bir yolculuğa çıkar. Coğrafyayı değiştirmek kolay olabilir; bakış açısını değiştirmek emek ister. Fakat her şeyi yalnızca içimizde çözmeye çalışmak da doğru değildir. İnsan hem iç dünyasında yol almalı hem de dış dünyada koşullarını değiştirecek adımları atabilmelidir. Öyleyse kafanın içinde aynı kişiye yüz kilometre daha yaptırmadan önce dur ve düşün: Bu düşünce bana bir çözüm mü getiriyor, yoksa yalnızca huzurumu mu götürüyor? Şimdi atabileceğim küçük ama gerçek bir adım var mı? Bir konuşma mı gerekiyor, açık bir sınır mı, destek istemek mi, yoksa yeni bir yol seçmek mi? Cevap bazen bir yüzleşmede, bazen bir yürüyüşte, bazen de yeni bir başlangıçta saklıdır. Hayat, başkalarının davranışlarını tekrar tekrar yorumlamak için fazla kısa. Zihnini, sana ait olmayan kavgaların mesai alanına çevirme. Birinin kabalığına kendi günlerini, birinin kıskançlığına kendi neşeni, birinin haksızlığına bütün geleceğini teslim etme. Haksızlığı normalleştirme; ama haksızlık yapanın zihninde sonsuza kadar kira ödemesine de izin verme. Bazen arabaya bin, sevdiğin bir yola çık; bazen yürüyüşe çık, bazen yeni bir kitap aç, bazen cesaretini toplayıp gereken konuşmayı yap. Bazen de kendine, “Ben bu meseleyi düşündüm, değerlendirdim ve şimdi hayatıma dönüyorum,” de. Yola çıkmak her zaman kilometre sayacını artırmak değildir; bazen düşünceni eyleme dönüştürmek, bazen de artık sana hizmet etmeyen bir döngüyü durdurmaktır. Unutma: Yolun uzunluğu değil, seni nereye götürdüğü önemlidir. Kafanda dönüp duran yollar seni aynı öfkeye çıkarıyorsa rotayı değiştir. Kendini tüketmek yerine kendine alan aç. Başkasını değiştiremiyorsan kendi seçimini değiştir; koşulları değiştiremiyorsan destek ara; gitmen gerekiyorsa suçluluk duymadan, ama düşünerek git. Çünkü bazı kilometreler asfaltın üzerinde yapılır, bazıları insanın içinde. Asfalttaki yol seni yeni bir manzaraya götürebilir; zihnindeki yol ise aynı manzarayı bin kez önüne getirebilir. Ömrünü tekrarlarla tüketmek zorunda değilsin. Kafanda kilometre yapacağına, yolda yap! Ama nereye gittiğini bilerek… Öfkenin peşinden değil, huzurunun yönünde. Birilerinden kaçmak için değil, kendine yaklaşmak için. Çünkü en güzel yol, seni başkalarının gölgesinden çıkarıp kendi hayatının ışığına ulaştıran yoldur.
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma
Saynur OKUMUŞ

KAFANDA KİLOMETRE YAPACAĞINA, YOLDA YAP!

Kübra’ya İtafen...

Bazı insanlar vardır; bir iş yerinde karşılaştıkları birkaç kişinin yüzünden, günün geri kalanını kendi zihinlerinde ikinci bir mesaiye dönüştürürler. Söylenen bir söz, atılan bir bakış, yapılmayan bir selam… O an geçer, mesai biter, kapılar kapanır; ama zihin kapanmaz. İnsan eve gider, koltuğa oturur, çayını koyar; yine de kafasının içinde aynı koridorlarda dolaşır. Aynı cümleleri yeniden duyar, veremediği cevapları verir, yaşanmamış tartışmaları yaşar. Bedeni evdedir, zihni hâlâ iş yerinde nöbettedir.

Peki, insan kendine sormalı: Bir başkasına ayırdığım bu zihinsel mesai, benim ömrümden ne götürüyor? Başkasının birkaç dakikalık davranışını saatlerce düşünmek, onun hayatımızda hak ettiğinden daha büyük bir yer kaplamasına izin vermek değil midir? Bazen bir insanı yanımızda tutan şey aynı odada bulunmamız değil, onu zihnimizde durmadan ağırlamamızdır.

İşte tam da burada, hayatın ortasına bir cümle bırakmak gerekiyor: Kafanda kilometre yapacağına, yolda yap! Elbette direksiyona geçip her sorundan kaç demek değil bu. Her anlaşmazlıkta bavul toplamak, her zor insanda istifa etmek, her kırgınlıkta kapıyı çarpıp gitmek de çözüm değil. Söylemek istediğim başka: Çözemediğin bir meseleyi zihninde yüzlerce kez döndürmek yerine, kendine iyi gelecek somut bir adım at. Bazen konuş, bazen sınır koy, bazen hakkını ara; hiçbir şey değişmiyorsa ve imkânın varsa, yönünü değiştir. Ama aynı acıyı zihninde yeniden üretmeyi hayatının ana uğraşı hâline getirme.

Çünkü zihin, insanın en verimli çalışma alanı olabileceği gibi, en yorucu hapishanesine de dönüşebilir. İçerideki mahkûm çoğu zaman kendimiziz; gardiyan ise tekrar tekrar düşündüğümüz cümleler. “Bana neden öyle dedi?”, “Aslında ne demek istedi?”, “Şöyle cevap verseydim ne olurdu?” Sorular uzar, senaryolar çoğalır, fakat gerçek değişmez. Zihinsel tekrar, her zaman çözüm üretmez; bazen yalnızca yarayı kaşır, öfkeyi tazeler ve insanın bugünden çalar.

Felsefe bize, kontrol edebildiğimizle edemediğimiz şeyleri ayırmayı öğretir. Başkasının nezaketini, kıskançlığını, öfkesini ya da karakterini bizim yönetmemiz mümkün değildir. Fakat davranış karşısında nasıl bir sınır çizeceğimizi, hangi sözü ciddiye alacağımızı, neyi görmezden geleceğimizi ve enerjimizi nereye yönelteceğimizi seçebiliriz. Bu seçim, güçsüzlük değil; insanın kendi hayatının sorumluluğunu yeniden eline almasıdır.

İş yeri, herkesin birbirini sevmek zorunda olduğu bir sahne değildir. Farklı karakterler, farklı beklentiler ve farklı hayat hikâyeleri aynı çatı altında buluşur. Ne var ki birlikte çalışmak, birbirimizin huzurunu bozma hakkı vermez. Saygı, profesyonellik ve adalet, kişisel sempatiye bağlı lüksler değil; ortak yaşamın temel şartlarıdır. Bir yerde sürekli aşağılanıyor, yıldırılıyor ya da emeğiniz değersizleştiriliyorsa mesele yalnızca sizin tahammülünüz değildir. Sorunu açıkça ifade etmek, yaşananları gerektiğinde kayıt altına almak, yöneticilerden veya ilgili kurumlardan destek istemek ve koşullar değişmiyorsa başka seçenekleri değerlendirmek meşru adımlardır.

Mesafe bazen kaçış değil, aklın ve özsaygının aldığı karardır. İnsan, her savaşa girmek zorunda değildir; her tartışmayı kazanmak da zorunda değildir. Bazen en güçlü cevap, gereksiz bir çekişmeye daha fazla enerji vermemektir. Bazen de gitmek, kalıp her gün biraz daha tükenmekten daha cesur bir tercihtir. Yeter ki gidişimiz yalnızca öfkenin ani kararı olmasın; kendimizi korumak ve hayatımızı iyileştirmek için düşünülmüş bir yön değişikliği olsun.

Edebiyatın kahramanları da bize bunu anlatır: İnsan bazen uzak diyarlara gider ama içindeki düğümü yanında taşır; bazen de yerinden hiç ayrılmadan, gerçeği kabul ettiği gün büyük bir yolculuğa çıkar. Coğrafyayı değiştirmek kolay olabilir; bakış açısını değiştirmek emek ister. Fakat her şeyi yalnızca içimizde çözmeye çalışmak da doğru değildir. İnsan hem iç dünyasında yol almalı hem de dış dünyada koşullarını değiştirecek adımları atabilmelidir.

Öyleyse kafanın içinde aynı kişiye yüz kilometre daha yaptırmadan önce dur ve düşün: Bu düşünce bana bir çözüm mü getiriyor, yoksa yalnızca huzurumu mu götürüyor? Şimdi atabileceğim küçük ama gerçek bir adım var mı? Bir konuşma mı gerekiyor, açık bir sınır mı, destek istemek mi, yoksa yeni bir yol seçmek mi? Cevap bazen bir yüzleşmede, bazen bir yürüyüşte, bazen de yeni bir başlangıçta saklıdır.

Hayat, başkalarının davranışlarını tekrar tekrar yorumlamak için fazla kısa. Zihnini, sana ait olmayan kavgaların mesai alanına çevirme. Birinin kabalığına kendi günlerini, birinin kıskançlığına kendi neşeni, birinin haksızlığına bütün geleceğini teslim etme. Haksızlığı normalleştirme; ama haksızlık yapanın zihninde sonsuza kadar kira ödemesine de izin verme.

Bazen arabaya bin, sevdiğin bir yola çık; bazen yürüyüşe çık, bazen yeni bir kitap aç, bazen cesaretini toplayıp gereken konuşmayı yap. Bazen de kendine, “Ben bu meseleyi düşündüm, değerlendirdim ve şimdi hayatıma dönüyorum,” de. Yola çıkmak her zaman kilometre sayacını artırmak değildir; bazen düşünceni eyleme dönüştürmek, bazen de artık sana hizmet etmeyen bir döngüyü durdurmaktır.

Unutma: Yolun uzunluğu değil, seni nereye götürdüğü önemlidir. Kafanda dönüp duran yollar seni aynı öfkeye çıkarıyorsa rotayı değiştir. Kendini tüketmek yerine kendine alan aç. Başkasını değiştiremiyorsan kendi seçimini değiştir; koşulları değiştiremiyorsan destek ara; gitmen gerekiyorsa suçluluk duymadan, ama düşünerek git.

Çünkü bazı kilometreler asfaltın üzerinde yapılır, bazıları insanın içinde. Asfalttaki yol seni yeni bir manzaraya götürebilir; zihnindeki yol ise aynı manzarayı bin kez önüne getirebilir. Ömrünü tekrarlarla tüketmek zorunda değilsin.

Kafanda kilometre yapacağına, yolda yap! Ama nereye gittiğini bilerek… Öfkenin peşinden değil, huzurunun yönünde. Birilerinden kaçmak için değil, kendine yaklaşmak için. Çünkü en güzel yol, seni başkalarının gölgesinden çıkarıp kendi hayatının ışığına ulaştıran yoldur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberpoligon.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.